İçeriğe atla
← Meydan'a dön

Yılan Kabağının Şifresi

İ
İskilip.com Arşivi3 Haziran 2012

Yılan Kabağı’nın Şifresi… “Efendiağa, vaatıynan bu gara ormanın içinde şu yalın gayanın başında gucağanda bebesi, başında tacıynan bi eser (kadın heykeli) dururdu. Boyu bi metiriye yahınıdı. Sol eliynen bebeğe dutmuş, sağ eli hafif irelide sola doğru gıvrığıdı. Sanki bu el de bebeğe işaret ediyodu. Bahın, gayanın yüzünde cep gibi üstü gararmış bi yuvak va ya, elleğem burda lamba veyahut mum yahıyolarıdı. Şimdi eserden bi bu galdı… Buruya bunu kim oymuş, niye oymuş bilen yoğodu. Köyün yoharısında harabeler va bi tek, olsa olsa o adamlar bunu buraya yapsa gerek diyoduk. Gerçi onlarda neyçün durdokları yere yapmayıp ta buralara yapsınla bilinmez… Bu tarafda ne talla, ne de mera vadur. Aha siz de gördünüz, araba yolu yoh. Yörüyerek de köyden iki saatte zor gelünü. Onuyçün, köyde gayanın bu yüzüne ya bi-iki avcu, ya da mantar toplamaya gelenler uğrar. Yani bu heykeli de öyle herkez bilmezidi. Bilenlerde zati bek kimseye söylemek istemezidi… Bi gün köyümüze aksahallı bir adam geldi. Çat pat bizim gibi gonuşsa da yabancıydı belli. Yanında iki yardımcısı varıdı. Biri uzun sarı, biri de çekük gözlüydü. Adamda uzunudu. Avrupa’dan geldük, devletten izin alduk dedile. Bi hafta köyünüzde galmak, siz nahal yaşarsınız ne iş yaparsınız görmek istiyok dedile. Kağatlar gösterdile. Bi iki cuvara neyin de hediye etdile. Bekiyi dedük. Yer gösterdük, misafir etmeyi teklif itdük. Her şiyimiz va dedile, istemedile. Köyün yola yahın bi yerine çadır gurdula. Biz de atuk garışmaduk… Yaz günü, harman zamanı. Hepimiz işde güçde… Bu adamlarda köy yerinde niyitsin; ihtiyallarınan gonuşa, gonuşa bir haftayı doldurdu. Sona bir zabah bakduk ki, misafiller topallanmış gidiyola. Süt, bal, ekmek goduk azıklarına, uğulladuk. Nirden bilelim başımıza geleni. Aradan geçti bi ay. Güz yağmuru başladı. Bu yannının bi tarafı çam bir tarafı meşe, saçağa gözel olu. Mantara çıhıyım dedim. Bi geldim ki, bizim eser (heykel) yoh. Heykeli ayaklarının altından gırıp almışla. Öylede güzel gırmış ki namussuzlar dümdüz. Demek bunun aletiynen gelmişle… Köye vadım, sordum, soruşdurdum. Dayım va yaşlı, onu buldum. __Bu adamlara ne ağnattın dedim. __”Bu köyde harabe va mı diyi sordula, ben de köyün yoharsında daşlar va emme biz orda bi şiy oldoğonu ne gördük ne duyduk dedim” dedi” Heykeli sordum, yemin itti –söylemedim- didi. Eşe, dosda köylülere sordum, heykelin yerini gösteren çıkmadı. Zati elin adamına kimse göstermez, çoluk çocuk da orayı bilmez. Sonadan aklımız başımıza geldi, demek ki adamlar heykeli, köydeki harabeleri bilerek geldileridi. Aradan az zaman geçdükden sona köyün yoharsındaki harap yelleri de eşilmiş gördük. Allah bilü bizim bilmedoğomuz daha neler bulup götüdüle…” Çok uzun bir aradan sonra yeniden merhabalar efendim, bu yazıda sizi binlerce yıl öncesine, Hristiyanlığın Anadolu’da yayılma hikayesine götüreceğim. Ve böylece şahit olacağız kayıp kitaplar ve onların peşindeki gezginlerin bu coğrafyadaki bin yılık macerasına ve maalesef yağmasına… M.S 1. yüzyıl Hristiyanlık dininin yayılmaya başladığı dönemdir ve elbette bu durum Anadolu’yu da etkilemektedir. Özellikle Aziz Pavlos (Saul) ve Aziz Barnabas (Yusuf Levi) Anadolu’da gerek eski ahite inanmakta olan (musevi) gerekse pagan (çok tanrılı) halkları bu yeni dine davet etmek için geziler düzenlemektedirler. Bilindiği kadarıyla, Hristiyanlık tarihindeki bu ünlü seyahatlerden ilki Pavlos ve Barnabas tarafından Konya’ya (İkonia) özellikle bu yörede yaşayan Musevilere yönelik olarak yapılır. Gerek Pavlos gerek se Barnabas geçmişlerinde inancına sıkı biçimde bağlı iki Yahudi’dir. Yanı sıra Pavlos Tarsusludur ve Anadolu kültürüne aşinadır. Dolayısıyla bu yönleriyle Konya halkını etkileyebileceklerini düşünürler. Bununla birlikte bu ilk gezide umduklarını bulamaz, hatta halkın büyük derecede olumsuz tepkileriyle karşılaşırlar. Bundan sonra Pavlos Galatya yöresine (bu g _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2012)_

2 yanıt

S
scicekci· eski üye8 Mart 2012

Salih Hocam öncelikle geçmiş olsun. Bırak senin gibi evladı, kardeşi, arkadaşı, tanıdık bile olsa kahrı çekilir kuşun kanadıyla olsun gideceği yere ulaştırılır. Yine çok güzel ve etkileyici bir yazı ama heykelin çalınmasına hiç şaşırmadım. Hatırlarmısın Pirinç Pazarında ki küçük parktada benzeri bir taçlı kadın kabartması vardı şehrin göbeğinden kayboldu. Kaldı ki dağ başındaki. Ayrıca biz müzeye koyalım diye bir tahta istesek kıymetli olur memleketi yürütürler gıkları çıkmaz. Selamlarımla. S.Çiçekci

S
salih· eski üye22 Mart 2012

değerli hocam, Çok çok teşekkür ediyorum.Hem geçmiş olsun dileklerinize hem de güzel sözlerinize, bize İskilipli'nin insan severliğini, kadirşinaslığını bir kez daha hatırlattınız... Çok haklısınız, isteyince kör para bile kıymetli oluyor da, gözümüzün önünden çalınanlardan haberimiz yok çoğu zaman.. Bu arada ben o kabartmalı taşı hiç anımsayamıyorum, uygun bir zamanda bu konu ile ilgili sohbet etmek isterim. Bir kaç resim, belki bir kaç anı yakalarsak unutulmadan o eseri de elbirliğiyle öyküleştirebiliriz belki.. Değerli katkınıza yürekten teşekkürler.