Veliler karnelerimiz hazırlanıyor!
Okullarda 25 Ocak Cuma günü ziller tatil için çalacak ve eğitim-öğretim yarıyıl tatili başlayacak. Öğrencilerin özlemle beklediği tatil heyecanına, bilindiği gibi, bir de “Karne” heyecanı eşlik etmekte. Karne kelimesi Fransızca “carnet” sözcüğünden gelmekte ve İngilizce ise “School Report” olarak adlandırılmaktadır. Yani okul raporu. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise karne şöyle tanımlanmaktadır: Öğrencilere dönem sonlarında okul yönetimleri tarafından verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge. Kısaca karnede bir değerlendirme ve bir dönem süresince yapılan etkinliklerin sonucu yansıtılmaktadır. Çocuklarımız bir taraftan Cuma günü tatile girecekleri için sevinç yaşarken diğer taraftan karnelerinin nasıl olacağı konusunda kaygı yaşabilirler. Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle, İlköğretim 1., 2. ve 3. sınıflar için öğrenci gelişim dosyası hazırlanacak. İlgili alanlar çok iyi, iyi ve geliştirilmeli şeklinde karnede yer alacak. Burada öğretmenin sağlıklı ve etkili bir gözlem yapması, çocuğun ilerde yapacağı seçimlerde ve yönlendirilmesi açısından çok önemlidir. Ayrıca veliler de bu konuda görüşlerini belirteceklerdir. Bu yaklaşım özellikle okul-öğretmen-veli iletişimini geliştirmesi için önemli bir adım sayılabilir. Karne alacak çocuklar, eğer notları iyi ise mutlu bir şekilde evlerine geleceklerdir. Tabii aldığı notlar aileleri tarafından da yeterli olarak değerlendirilirse sorun yok! Peki ya bu notlar aileleri memnun etmezse ya da karnede düşük not (lar) varsa çocuklar kendilerini nasıl hissederler? Tahmin edilebileceği gibi korku ve endişe duygularını, çocuklar, yoğun yaşarlar. Acaba ailem ne diyecek? Düşüncesi endişelerini iyice artırır. Bu noktada tüm sorumluluğu çocuğa yükleyip, başarısızlığının nedenini çocukta aramak yanlış yapılacak ilk davranışlardan birisidir. Öyleyse anne-babalar neler yapmalı ve nasıl davranmalılar. Öncelikle, temel de yapılan yanlış davranışlardan birisi, koşullu sevgidir. Yani çocuklarımız iyi karneler ya da notlar getirdiğinde iyi çocuk, getirmediğinde ise kötü çocuktur. Hiçbir çocuğun bunu hak ettiğini düşünmüyorum, çünkü onlar bizim için çok değerlidir ve koşulsuz sevgiyi hak etmektedirler. Yeter ki çocuklarımızla ilgilenelim, değer verelim, önemseyelim ve her koşulda yanlarında olduğumuzu hissettirelim. Bu tutum zaten kendiliğinden başarıyı getirecektir. Her çocuğun kendine özgü başarabileceği bir alan mutlaka vardır. Eğitimde bireysel farklılıklar göz ardı edilemez bir gerçektir. Öyleyse çocuklarımızı diğer çocuklarla kıyaslamayalım. Anne-babaların çok fazla sergilediği olumsuz tutumlardan birisi budur. Bu kıyaslama kardeşler arasında, yakın akraba çocuklarıyla ya da komşu çocuklarıyla yapılmaktadır. Lütfen eğer böyle bir tutum sergiliyorsanız, bundan vazgeçin. Karnesinde zayıfı olsa bile çocuğunuza güvendiğinizi ona hissettirin. Sorunun nerede olduğunu bulmaya çalışın. Bunun dışındaki davranışlar kolaya kaçmak olur, sadece kendimizi rahatlatırız, kısa bir süre. Ancak çözüme bir katkı sağlamamış oluruz. Özellikle kalabalık sınıf mevcutlarında keşfedilmeyi bekleyen çocuklarımıza, haksızlık yapmayalım (bu konulara ilerde ayrıntılı olarak değineceğim). Başarısızlığı değil başarılı olduğu alanlara vurgu yapalım. Çocuk başarısız diye tatilde onu cezalandırma yollarına gitmekte yanlış davranışlardan bir diğeridir. Yani oyun oynamasını engellemek, arkadaşlarıyla buluşmasını yasaklamak, kısaca eğlenmesini engellemek. Bunun yerine çocukla birlikte neler yapılabileceğini konuşmak en doğru yol olacaktır. Önemli olan çocuğun öğrenme heyecanını kaybetmemesidir, onun motivasyonunun artırılması ve yeni döneme dinlenmiş olarak başlayabilmesidir. Öğrenme heyecanını kaybeden çocuğun başarılı olmasını bekleyemeyiz. Bu durum ilerideki eğitim-öğretim yaşantısını da olumsuz etkileyecektir. En tehlikeli duygu, artık başaramayacağını düşünmesidir. Yanlış tutum ve davranışlarla, farkında olmadan belki de, çocukta bu duygunun gelişmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bir de buna öğretmenlerin olumsuz tutumu eklenirse, işte o zaman sorunun çözümü iyice zorlaşabilir. Başarısız çocuklarımızın ya da gençlerimizin evden kaçma, intihara yönelme gibi davranışlar da sergileyebileceği unutulmamalıdır. Çünkü karnemi aileme nasıl göstereceğim, ne diyecekler gibi düşünceler maalesef bu tür eğilimleri zaman zaman ortaya çıkarabilmekte. Özellikle otoriter-baskıcı ailelerin çocuklarının bu yola başvurdukları görülmektedir. Dolayısıyla ebeveynlerin bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir. Genellikle sürece değil sonuca odaklanıyoruz. Oysaki süreçte çocuğun başarı durumu nedir? Nereden nereye gelmiştir? İlerleme var mıdır? Bunlara odaklanmak gerekir. Başarıyı kendi zihnimizdeki kalıplara göre değil, çocuğun ilgi ve yeteneklerine göre değerlendirelim. Ona güvenelim ve inanalım. Biz çocuklarımıza güvenirsek, göreceksiniz, onlar da kendilerine güveneceklerdir. Başarılı olan çocuklarımıza da dinlenme ve eğlenme fırsatı verelim. Ama bunu yaparken, senin karnen iyi onun için tatili hak ettin, şeklinde bir yaklaşım sergilemeyelim. Çünkü bu da koşullu sevgi olur. Bunun tersi, başarısız olursan her şeyden mahrum olursun mesajını farkında olmadan çocuğa vermiş oluruz. Sonuç olarak çocuklarımıza güvenelim, kendilerini ifade etmelerine fırsat tanıyalım, bırakınız duygularını size rahatça söylesinler, başarabileceği alanlar oluşturalım, çözümü karşılıklı konuşarak bulmaya çalışalım, ona inanalım ve hiçbir zaman diğer çocuklarla kıyaslamayalım. Ve unutmayalım sevgili veliler bu karneler aslında bizim karnelerimiz! Ne dersiniz, karnelerimiz hazırlanıyor. _Kaynak: İskilip.com arşivi (2008)_
2 yanıt
Hocam ağzınıza sağlık,bu yılardır süregelen bir yaramız.Nedense karne zamanı aklımıza gelir nutuklar atar,söylemler düzer sonra unutur gideriz.Hatta önemsemeyiz bile.Evet çocuklarımız herşeyimiz;her ne koşulda olursa olsun.Bu yılda sınıfta kalmayalım sayın veliler! Saygılarımla Ahmet KÖKSAL
ÜSDADIM, ilk önce geçmişten günümüze kadar bir çok büyügümüzün "oğlum-kzım,okusun büyük adam olsun" diyerekten onlara yardımcı olmaktan ziyade baskı altında bir nevi esarete sürüklediklerini anlatan mükemmel bi yazı. hakeza insnaların küçük yaşlarda istekleriyle becerilerini nasıl segilediklerini basında duyyoruz yada birebir şahit oluyoruz. burda bi konuya değinmek isterim 1989-1994 yılları arasında ilk okuldaydık sınıf öğrenmenim çok sevdiğim hocam Şükrü AYFER bize her akşam 1 saat matemetik kursu yapardı çok fedakarca bir davranış ama biz o zamanlar cahil olduğumuz için kaytarmanın yollarını aradık.bu fedakarlığın bana öğrenim hayatımda çok faydalı olduğunu yıllar sonra gördüm. onun için büyüklerimden özellikle öğrenci arkadaşlarımızın değerli ebeveynlerinden isteğim şudur,:LÜTFEN ÖĞRENCİ ARKADAŞLARA BASKIYLA DEĞİL ONLARA ANLAYILA YAKLAŞALIM.SIKIŞTIRMAYALIM LAKİN SIKIŞTIRMAYALIM DERKEN BAŞI BOŞ DEĞİL TABİ , YAŞLARI KÜÇÜK OLSADA PROBLEMLERİ ONLARA GÖRE BÜYÜK ,KISACA RİCAM KÜÇÜK ARKADAŞLARIMIZA DERS ÇALIŞMANINDA ZEVKLİ OLUĞUNU ONLARLA BİRLİKTE YAPABİLDİĞİMİZ KADARIYLA BİRLİKTE YAPALIM İNŞALLAH." "DİNİMİZİN İLK EMRİ "OKU" O ZAMAN ANNE VE BABALARA DÜŞEN GÖREV BÜYÜK.YAŞIMIZ NE OLURSA OLSUN LÜTFEN OKUYALIM.... SAYGILARIMLA...