İçeriğe atla
← Köşe yazılarına dön

Tanıklar Bulacağım Tükenişine 4 ( Yazı Dizisi)

Z
Zehra Mine baranKöşe Yazarı19 Ekim 2008

TANIKLAR BULACAĞIM TÜKENİŞİNE 4 Herkese merhaba… Size de tuhaf gelmiyor mu? Biryanda İskilip’in geçmişine hayatının en değerli yıllarını sığdırmış insanlar, biryanda da memleketin kolunu kanadını nasıl kırarım diye düşünen insanlar. Güya dertleri memlekete hizmet etmek , bir şeyler katmak olan şahsiyetler bırakın eklemeyi çıkara çıkara bir hal oldular. Bindikleri dalları da kestiler , o dalların ağacını da… Geriye ne mi kaldı ? Onu da ben söylemeyim artık… Yazı dizimizin kahramanı Saygıdeğer Cem Beyefendiyi İskilip’e davet edebilmeyi çok isterdim. Fakat ne yüzle? “Siz bir yabancıyken bu memlekete bu kadar değer verdiniz , biz bizzat bu memleketin insanları elbirliğiyle baş koyduk onu tüketmeye. Nasıl da istikrarlıyız anlatamam. Düşmanı olsak bu kadar yıpratamazdık bu memleketi…” diyerek bir güzel övünürdük herhalde. Benim derdim şu; hayallerdeki İskilip adına çok bir şey yapamam belki – hele de bu kadar canavar varken ortalıkta – ama anılardaki İskilip’i yaşatabilirim en azından. Cem Bey söz sizin …. “Zaman… Bu kadar değerli değildi sanki o zamanlar... Ya da hayat bu denli hızlı/çabuk akmıyordu… Belki de insanlar hayata, olaylara, haberlere bu kadar ilgili değildi… İletişim çağı içinde bulunduğumuz dönem. Çevremizde önümüzde ardımızda ne olup bittiğini anında öğrenemezsek sanki çok şeyler kaçırıyormuşuz gibi hissediyoruz günümüzde… Televizyonlar, radyolar, gazeteler, cep telefonları, internet… Hey Allahım onlar yokken nasıl yaşıyorduk acaba? Oysa, bir gün sonrasının gazeteleri gelirdi İskilip’e. O da akşamüstü… Hiçte gocunmazdık doğrusu. Hayat o zaman da akıp giderdi… Ama daha dingin, mecrasında şüphesiz… İnsanlar, neredeyse varoluşlarındaki doğal düzenle zamanı yaşarlardı… Kış gelir, kar yağar, baharla birlikte buzlar çözülür, tabiat uyanır…Hep doğaya özgü bir çember zamanı belirlerdi tüm canlılar için… Dünyanın dönüşüyle bir günlük, güneşin etrafındaki dönüşüyle bir yıllık zaman denen mevhumu hep insanlar uydurdular… Hafta dediler 7 günlük sürelere… Niye ki? Hadi günü anlıyorum, o dünyanın kendi etrafındaki dönüşüyle ilgili… Hadi yılı anlıyorum o da güneşin etrafındaki dönüşümüzle alakalı… Peki söyler misiniz bana Hafta ne ile alakalı?... 7 neyin simgesi yada gerekliliği?... Eskiden 7 günlük zaman süresini, haftayı sadece haftada bir Pazar kurulabilsin diye insanların icat ettiğini düşünmüşümdür, çocukça… Mahalli Pazar Çarşamba günü olurdu o zamanlar İskilip’te… Şimdilerde de aynı gün müdür Pazar acep? Belki de o yüzden mahalli pazarlar sadece Çarşamba’ları kurulursa mahalli Pazar olur gibi gelmiştir bana hep… Çoğunluğu, hatta belki de tamamı civar köylülerden üreticilerin oluşturduğu satıcılar, İskilip’in hemen tüm cadde ve sokaklarını sergi/alışveriş tezgahı haline sokarlar, gün doğumundan gün batımına dek hummalı bir ticaret/alışveriş ortamı yaratırlardı… Ana caddelerdeki, kaldırım kenarlarına serilen tezgahlarda daha ziyade kuru gıda, makarna, pirinç, un, bisküvi vs. gibi ürünler; onların yanında, oyuncak, süs ve ev eşyası olabilecek ürünler satılırdı… Belediyenin önündeki geniş alanda daha ziyade tarımsal ürünler satılırdı. Çuvallar içinde ya da yığın yapılarak yere serilmiş; buğday, arpa, yulaf, çavdar, bakliyatlar… Haaa, bir de fiğ tohumu satılırdı çokca… Biz çocuklar aralarda dolaşır, kaşla göz arasında avuçladığımız o siyah fiğ tohumlarını ceplerimize doldururduk. Böylece, kamışları ya da içi çıkarılmış tükenmez kalemlerini namlu gibi kullanarak oluşturduğumuz silahlar (!) için mermi/mühimmat toplardık, aklımızca... Ağzımıza bir avuç fiğ tohumu atar, söz ettiğim boru tip namludan hızla üfürerek hedefi vururduk. Eğlenceli ama zararsız, tehlikesiz bir oyundu bizimkisi… Parkın üç yanındaki kaldırımlar, daha ziyade meyve/sebzelerin satıldığı tezgahlardan oluşurdu. Arada mandıra ürünlerinin satıldığı tezgahlar serpiştirilmişti. Babam hep aynı tezgahtan, nur yüzlü bir ninenin tezgahından peynirleri alırdı. Yoğurtlar da pazardan alınırdı o zamanlar, bilir misiniz?... 4-5 kg yoğurt aldığını tahmin ettiğim bakraçlarda satılırdı yoğurtlar… Üzerleri tertemiz, bembeyaz tülbentlerle örtülü… Kalaylı, bakır bakraçlarda… Bu hafta alır, haftaya boşunu geri getirir, yine dolusunu alıp giderdiniz… Bakraçlar için depozito falan da aranmazdı… İskilip’te bulunduğumuz 4,5 yıl bayunca bir bakraç yoğurdun fiyatı hiç değişmemişti: 3,5 lira… Ne güzel, ne lezzetli, ne enflasyonsuz yıllardı o yıllar… _Kaynak: İskilip.com arşivi (2008)_

2 görüntülenme

Henüz yanıt yok — ilk yazan sen ol