Tanıklar Bulacağım Tükenişine -- 2
Selam olsun tüm İskilip severlere… Bildiğiniz üzere bundan bir ay kadar önce bir yazı dizisine başladık. Bu yazının, memleketimizin henüz el değilmemiş , temiz yıllarına ışık tutmakla beraber , bugün internetsiz , cep telefonsuz kısacası teknolojisiz kaldığında yaşamayı unutacak gençliğimize - ki buna ben de dahilim – bundan 50 yıl önce insanların şekilde pek de ala yaşadıklarını bir radde de olsa gösterebilmenin haklı gururunu yaşıyorum. Elbette derdim” bugün eriştiğimiz imkanlarını bırakalım” , “bunlar zarar ziyan” değil. Benim derdim “değerlerimiz”. Bugün bağımlısı olduğumuz , onlarsız hayatımızın geçmeyeceği birçok imkanın henüz esamisi yokken insanların bizden çok daha dolu dolu yaşadığı kuşkusuz bir gerçek Belki hayat çok daha zordu ama kesinlikle YOZLAŞMAMIŞTI , KİRLENMEMİŞTİ. Niçin yaşadığımızı , ne uğruna mücadele verdiğimizi daha unutmamıştık. Aranızda bana katılmayanlar olabilir. O dönemi fazla yücelttiğimi düşünebilirsiniz. En azından dinlemeye ,öğrenmeye belki de yad etmeye değer. İskilip’i İskilipli bile olmadığı halde bu kadar yakından tanımış ,ona gönül vermiş bir dostu dinlemeye değer. Burada tekrar Cem Bey’e çok teşekkür ediyorum. Ben de merakla ve zevkle takip ediyorum yazdıklarını. Kendisi tüm samimiyetiyle geçmişini belki de en değerli anılarını gözlerimizin önüne seriyor, “görmesini bilene” ( bir teşekkür de sizlere )… ve söz Cem Bey’ de….. “…….Babamın memuriyeti sebebiyle bulunduğum, Anadolu’nun çocukluğumun geçtiği tüm yerlerini, kasabalarını –İskilip dışında- hepsini, bir vesile ile çok yıllar sonra tekrar görme, ziyaret etme fırsatım oldu. Bu geri dönüşler/ziyaretlerin hepsi bende derin teessürler bıraktı ne yazık ki… Çocukluğumun uzun/kısa belirli bir dönemini geçirdiğim her yer, yıllar sonra o eski günlerden ne yazık ki en küçük bir duygu/görüntü kırıntısı bile bırakmadan kaybolmuşlardı sanki… Oraların, o zamanki görüntüsünden, havasından, kokusundan, sesinden bir eser bulabilirim umuduyla, kasabaların sokaklarını arşınlamış, tanıdık/aşina bir köşe, bir çeşme, bir sokak, bir sima bulabilme umuduyla oradan oraya sefil bir umutla sürüklenmiştim. Ama heyhat… Beyhude çabalarımın sonunda anlamıştım ki, aslında o zamanlar yaşadıklarım, çoğunlukla benim kendi içimde oluşturduğum bir sahnede benim gözümde canlandırdığım ve ancak benim algılayabildiğim, kendi bakış açımla hafızama nakşettiğim bir manzume… Ve o manzume ancak o yaşlara ait idrakle öyle hafızamda yer alıyor. Şimdiki idrakim, şimdiki gözüm/gönlüm/algılamamla onu yakalamam mümkün değil… Tabii, bir de, zamanın getirdiği değişikliklerin, eskimelerin/yenilemelerin payını da inkar etmemeliyim… Hepsi birleşince “Nerede benim çocukluğumun bilmem neleri” mevzusu oluveriyor, ister istemez… İşte tüm bu sebeplerle, çocukluğumun bende en derin izler bırakmış yerini, İskilip’i, birkaç kez fırsat yakalamama rağmen ziyaret etmek istememiştim. O eski, o benim çocukluğumun İskilip’inden hiç bir şey bulamama korkusu yüzünden… Taa ki geçen seneye kadar… Fotoğrafçılığa amatörce de olsa merakım vesilesiyle üyesi bulunduğum bir internet sitesinde bir gün birden bire “Yivlik” dağını gördüm. Büyük bir heyecanla, eski bir sevgiliye kavuşurmuşçasına, iştahla fotoğrafa tıkladım. Tabii sonrası çorap söküğü gibi geldi… İskilip’in, İskilip dostları tarafından çekilmiş binlerce fotoğrafına göz attım, bu vesile ile aralarında beni anılarımı kaleme alma konusunda cesaretlendiren sayın Zehra Mine Baran hanımefendinin de bulunduğu hepinizin yakından tanıdığı birçok İskilip aşığı/dostunu tanıma şerefine eriştim… Bundan dolayı çok bahtiyarım şüphesiz… Ama böylesi bir gelişme, beni içimde büyüttüğüm o aşkın gün yüzüne çıkmasına, gerçeklerin zalim ve çirkin yüzünün, benim içimde sakladığım o temiz çocukluk anılarımı kirletmesine yol açtı… Fotoğraflar bana, şimdiki İskilip’in çok daha kirli, çok katlı betondan binalı, daha az ağaçlı, daha geniş bir alana yayılmış, yolları gerçek Arnavut Kaldırımı dediğimiz tarzdan ziyade beton kalıplarla oluşturulmuş sahte/yavan, her yerde gördüğümüz güya Arnavut Kaldırımı olan, dar sokaklarında bile park eden arabaların mezarlığa çevirdiği bir yeri gösteriyordu… İster istemez, benim zamanımın evlerini, parkını, yollarını, kiremitlerini arıyordu gözlerim… Ama ı-ıh… Maalesef, her yer gibi İskilip’im de o anlamda kirlenmişti… Bundan her yer gibi, her şey gibi nasibini almamak mümkün müydü? Ben bu duygular içindeyken, sayın Baran bana, kendisinin de farkına vardığı, farklı boyutlarda da olsa, bu kirlenmişliğin/tükenişliğin tanıklarından olmam konusunda teklifini iletti. Severek, heyecanla kabul ettim. Bu vesile ile, çocukluğumun gözünden algıladığım İskilip’i bir kez daha yad’etme, şimdiki İskilip ile mukayese edebilme imkanı doğabilecekti… 1964 yılında İlkokul 3. sınıfında iken geldiğimiz İskilip’ten, 1969 yılı başlarında Ortaokul 2. sınıfında iken, yine babamın Simav’a tayini dolayısıyle ayrılmıştık. Çocukluğumun o 4,5 yıllık evresindeki yaşadıklarımı bu denli kapsamlı ve ayrıntılı hatırlamam, başta kendim olmam üzere herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmakta. Ama ne yapayım ki öyle… Zamanımın İskilip’ini, sokak sokak, ev ev, ağaç ağaç en ufak ayrıntısına kadar hatırlıyorum. Coğrafi konumlandırma ve hafızaya alma konusunda yeteneğimin farkında olmama rağmen, İskilip’ten çok daha sonra ve çok daha fazla süre bulunduğum/yaşadığım yerleri İskilip kadar şumullü hatırlayamıyorum maalesef… B _Kaynak: İskilip.com arşivi (2008)_
5 yanıt
ne desem nasıl başlasam ama zehra hanım öncelikle sana eline yüreğine sağlık allah sizden razı olsun aslında bende artık özlemimi buradan gidermeye çalışsamda iskilip işte ne bileyim insanın memleketinden de öte işte özledim bir seneyi aştı gelmeyeli iner inmez yeri öpeceğim valla 14 yaşında koptum gttim oradan senede 20 gün görüyorum bir yer değğişince hemen kendini gösteriyo ne yapalım tarih ondan birşeyler alıyor ama yine de olsun o eski mimari ye hala sahip çıkanlar var yaklaşık 1 aydır yazınızı bekliyordum eski iskilipi merak ediyorum tarih sevgimizden mi yoksa İSKİLİP aşığı olmamızdan mı bilmiyorum iskilip hakkında konuşmalrınız için sizin bir kahvenizi içmek isterdi yolunuz çanakkaleye düşerse nasip olur inşallah allah razı olsun sizlerden TÜM İSKİLİPLİLERDEN İSKİLİPİ SEVENLERDEN AŞIK OLANLARDAN .................!!!!!
iskilip de yaşıyanlar(iskilip li deeeel)iskilip de eski ev galmadı diyy sevünüyü.Hatta şehrül eminimiz bile eski evleri birer birer yıkdıruyu,bunuynan ööönüyüken,sizin dedooonuzdan bişiy anamadım.
Döne bilmek mümkün oslaydı eğer. O günlerde olmak herşeye değer. Ne güzel günlermiş o günler meğer. Ne olur geriye dönün seneler... Kamil YURTTAŞ
İslikip'li değilim ama bende bir İskilip severim.9 sene yaşadığım iskilip'i anlatan bu güzel yazınız sayesinde belkide istem dışı insanın yüzünde bir tebessüm beliriveriyor.insanlar ne yazık ki bazı değerleri kaybettikten sonra anlıyor ama siz bunu kaybetmeden anlamış ve de daha da önemlisi anlatmaya çalışıyorsunuz.. Kaleminize sağlık...
Selam , gerçekten çok güzel dile gelmiş sıladaki maziler....[:)9] Geçen hafta eşimle yıllar sonra ilk defa iskilipe gittik hocamın anlattığı o eski güzel tabiri caizse ağız tadıyla geçirdiğim çocukluğum bir film karesi gibi geçti gözümün önünden hatırlar Zehra hocam taa 1989 dan 2003 e kadar geçen zaman .insanın inanası gelmiyo burnunda tütüyo "bazar başından haceğrene gadar.....:)" hey gidi günler heyyyy. Şu mübarek ramazanı şerifte temşütte orda olmak , iftarda topun sesiyle ...... iskilipli emşerime selam ediyorum kıymetini bilin memleketin...