Su Değirmenlerimizin Kaybolması Üzerine
1970’li-1980’li yıllarda kaç su değirmenimiz vardı sayısını bilmiyorum, benim hatırladığım 1970’li yılların sonunda Kireç Deresi ile Meydan Çayı’nın kesişme noktasından yaklaşık 50 metre yukarıda bulunan değirmeni yıkıp, taşlarını sattığımız, yıkıntıları da ortağımız değerli hocam Macit Yanar’la bölüşüp kendi payımızı odun veya kereste olarak değerlendirdiğimiz. Niçin yıkmıştık değirmenimizi? Herhalde karlı bir iş olmaktan çıkmıştı. Aslına bakılırsa bir dönemin fabrikası yıkılmıştı rahmetli Mustafa Tatlı hocamızın ifadesiyle. Peki niçin yıkmıştık? Rahmetli dedeme zaman zaman sormuştum bu soruyu ve anladığım kadarıyla sebep öncelikle çaydaki suyun azalması yani enerji darboğazı idi. Ancak tek neden bu değildi. Değirmenin çarklarını çevirecek su Kireç Deresi mevkiinde bulunan çeşmenin karşısından, bahçe aralarındaki arklardan Kireç Deresi kenarındaki tahta oluklardan geliyordu. Olukların sürekli yıkılması, bahçe sahiplerinin değirmenin suyunu sulama niyetiyle kesmesi gibi nedenler de eklenince değirmen tarihe karışmış oldu. Yani enerji darboğazına dış kaynaklı müdahale eklenince bir iş kolu kayboldu. Sadece değirmencilik değil kaybolan, benim hatırlayabildiğim kadarıyla nalbantlık, saraçlık, bakırcılık, kalaycılık vb. yok oldu. Terzilik ve kunduracılık son demlerini yaşıyor vesselam. ABD’de demiryolları yolcu taşımacılığı işinde çöküp sadece yük taşır hale dönüşmüşlerdi, 1960 yılında ortaya atılan bir teze göre çöküşün temel nedeni müşteriyi ihmal edip ortaya çıkan ürüne odaklanmalarıdır. Bunların çöküşünün nedeni otomobillerin, uçakların ortaya çıkması değil, kendilerini ulaştırma sektöründe değil yalnızca demiryolu taşımacılığında tanımlamalarıdır. Müşteri gözüyle değil, üretim yeteneği gözüyle kendilerini tanımlamaları, bu sayede kendilerini yenilememeleri başarısızlıklarının temel nedeni olmuştur. Dedem rahmetli ve ortağı Macit Hocamda muhtemelen yaptıkları işi su değirmenciliği olarak tanımlayıp, öğütme olarak düşünmedikleri için, ortaya çıkan enerji darboğazından alternatif enerji kullanarak kurtulmayı düşünmediler. Elektrik enerjisi ile değirmenin çalışıp çalışmayacağı hiç düşünülmüş müydü acaba? Yıllar sonra eşeğimize yüklediğimiz yıkanıp, çalkanmış buğdayı Hacı Karani köprüsünün yanındaki Baykalların eski benzinliğinin arkasında motorlu değirmende öğütmeğe götürüp sıra beklediğimizi hatırlarım. Sadece dedem ve Macit hocam değil elbette İskilip’te su değirmeni sahibi olanların hiçbirisi bunu düşünememişti ki sonuçta bildiğim kadarıyla İskiliplilerin hiç birisi şimdi bir un fabrikası sahibi değil. Belki bir ikisinin aklına gelmişti ancak onlar da ortak iş olmaz diye sermayeleri yetmediği için bunu yapamamışlardı. Zaman yeni fırsatlar ortaya çıkarabildiği gibi, birtakım tehditleri de beraberinde getiriyor. Bu nedenle yaptığımız işlerde sürekli bir değişim kaçınılmazdır. Bu değişime hazırlıklı olmak yanında bu değişimi kabullenebilmek de son derece önemlidir. İşin özü, zaman bize uymadığına göre, zamanın gerektirdiği hamleleri gerçekleştirmek gerekir. Bu hamlelerde gecikmek, bize pahalıya patlayabilir. Kendi sınırlarımızı daraltarak, dünyaya bu küçücük çerçeveden bakmak, günümüzde çok akılcı gözükmemektedir. Şimdilerde öngörü sahibi dedikleri türden olmak başarı için önemli avantajlar sağlamaktadır. Öngörülü olalım Sağlıcakla kalın. _Kaynak: İskilip.com arşivi (2008)_
5 yanıt
Eski değerler kaybolup yerini yeni değerlere hızla terk ettiği dünyamızda İskilip tarihindende bir örnek eklemiş olmanız çok güzel. Yazınızdaki görüşlerinize katılıyorum ( küçük bir eklemeye izin verirseniz ) Bir gezi sırasında bodrum da bulunuyordum oradad da ünlü rüzgar değirmenleri var. Bir tanesi tam olarak duruyor çalıştığını zannetmiyorum. diğerlerinin sadece gövdesi kalmış ama inatla onları koruyorlar . Onlarda un yerine turistik gelir üretiyorlar. Mali değerlerini kaybetse bile geçmişimize ait değerleri sembolik düzeyde de olsa korumamız gerekir. Sevgiler / Saygılar Muhlis ERKMENUĞUR.
teşekkürrler ahmet hocam değirmenle ilgili hemen aklıma geliverenler "Değirmene un öğütmeye gitmek" halbuki değirmene buğday öğütmeye gidilir çoğu zaman " kullandığımız özellikle iskilip'te "ölü ölmüş" derdik ya onun gibi çalışmayan dükkanlara "suyu savak değirmen gibi" denir değirmenlere gelince "şerfeoğun değermeni" "sağaramedin değermeni" "pavluha" "vahaboğun değermeni-katibinora" "guşgözün değermeni" "topalmıstavanın değermeni" "saaticinin değermeni" "gayacuk değermeni" "küskü değermeni" "barıcının değermeni" "hakkıustanın değermeni" "haşşakirin değermeni(hacışakirlerin değirmeni iki tane)" "karabudoğun değermeni" benim aklıma gelen isimler başka aklınıza gelirse listeye siz ekleyin hocam sayenizde nerelere gittik elinize gönlünüze sağlık selam ve saygılarımla sabrı çiçekci
Değirmen deyince aklıma ilk gelen su oldu.Hani az daha değirmenin argında boğulacağımız o gün...Yıllar sonra geçen sonbahar yıl 2007 Elmabeline doğru giderken kuruyan çayı, çeşmeleri görünce yüreğim sızladı.Çok değil bundan 10-15 yıl önce bu mevsimde çayda çağıl çağıl su akardı.Kireçderesinde çayda karşıdan karşıya geçmekte zorlanır,ayakkabılarımızı çoğu zaman suya hediye ederdik.ARTIK SUYUMUZ KALMADI...Dallarında elma yediğimiz, cevizleri ile ellerimizi kararttığımız ,sabahlara kadar küre başında bekleyip pekmezini kaynattığımız bağlar bahçelerde...Yazınızı okurken çocukluğum, çayda birlikte yaptığımız gölcükler,değirmende oynadığımız saklambaç neler neler canlandı gözümde hatırlattıkların için sağol. Yüreğine sağlık.Yazının her satırında dedemi hissettim.Allah rahmet etsin.
ÜSDADIM , KUSURA BAKMAZSINIZ İNŞALLAH.BEN SİZİN ELE ALDIĞINIZDAN FARKLI OLARAK ZAMANI ELE ALMAK İSTEDİM.DEĞİRMENLER GİBİ DEĞİŞEN BAZI ŞEYLERDE VAR. SİZİNDE BAHSETTİĞİNİZ ÜZRE ZAMAN ÇOK HIZLI İLERLİYOR VE MAALESEF VAR OLAN HERŞEY GİBİ BENLİĞİMİZDENDEN BİŞEYLERİ KOPARIP ALIYOR. HAKEZA ZOR OLAN KISIM DEĞİŞİME AYAK UYDURMAK. VE BEN HALA ALIŞAMIŞIMDIR BAZI ŞEYLERE BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN HER ZAMAN SAYGILI OLMAYI VE SAYGIYI ÖĞRENDİK. GEÇMİŞE BAKIP GELECEĞİ GÖRME HUSUSU HEPİMİZ İÇİN BÜYÜK BİR KAYGI DEĞİLMİDİR.OYSA GEÇMİŞTE YAŞANILANLARLA GELECEKTE YAŞANACAKLAR ARASINDA SADECE TARİH FARKI VAR.OLAYI KENDİMİZ BÜYÜTÜYORUZ BENCE BİRAZ. ONUN İÇİN BİRAZ ÖZVERİLİ VE SAMİMİ OLMAMIZ GERKMEZ Mİ. "BİZ BU VATANI DEDELERİMİZDEN MİRAS DEĞİL , TORUNLARIMIZDAN EMANET ALDIK"SÖZÜ ASLINDA HERŞEYİ ANLATIYOR.ÖRFÜMÜZLE , ANANELERİMİZLE , SAYIMIZLA , SEVGİMİZLE VE SAMİMİYETİMİZLE.... SAYILARIMLA...
Yazının başlığını görünce bir anda aklıma çocukluğumda arkadaşımın dedesinin pavluha daki değirmenine gittiğimiz günlerimiz geldi..Ama yazıyı okudukca biraz hayal kırıklığına uğradım.Yazıda Değirmenlerimizin kendine özgü kokusunu,sesini aradım.Değirmen çöreğinin tadını aradım,taş duvarlarının kovuklarına sıkıştırılmış kağıtları aradım,anılarımı aradım..ama bulamadım...Ön görülü olmak, sadece her olayın maddi yönünümü görmektir?Keşke Dünyaya küçücük çerçevelerden bakan,öngörüsüz birileri(!) çıksaydıda en az birkaç tanesi olanca doğallığıyla geleceğe aktarılabilseydi... saygılar... ahmettekes1907@hotmail.com