Resimci
RESİMCİ İskilip Ortaokulu öğrencisi iken resim öğretmenimiz Osman Yalçın idi. İstanbullu olduğunu sanıyorum. Derslerinde resim yapma tekniğinin yanında resim yapmak için gerekli olan fırça ve suluboya yapmayı da bize o öğretmişti. Öğretmenliği dışında yazarlığı ve pul koleksiyonculuğu gibi diğer öğretmenlerimizden ayrılan farklı yetenekleri ve hobileri vardı. Bu hobilerini biz öğrencilerine de aşılamış okulun neredeyse yarısından fazlası pul koleksiyoncusu olup çıkmıştı. Sınıfta Suluboya ve Suluboya Fırçası Yapmayı Öğreniyoruz Bizim ilkokul ve ortaokul öğrenciliği dönemimizde öğretmenlerimiz tutumlu olmamız, müsrif olmamamız için çaba gösterirdi. Esasen şehirde genel olarak halkın mali durumu da pek iyi değildi. İnsanlarımızın büyük bir bölümü maddi sıkıntı çekiyor, geçimini zar zor sağlıyordu. Öğrenciler de okul için gerekli bazı şeyleri çarşıdan almak yerine kendileri yapar, böylece lüzumsuz masraf yapmaktan kurtulurdu. Mesela kendi zamkımızı kendimiz yapar bütün bir yıl kullanırdık. Bunun için önce erik ağaçlarında bulunan sakızları toplayıp bir şişeye kor, üstüne de su dökerek bir müddet bekletirdik. Erik zamkı şişe içinde erir ve tam kıvamında bir yapıştırıcı haline dönüşürdü. Tamamen doğal olan bu yapıştırıcı şimdiki kimyasal yapıştırıcılar gibi insan sağlığına zararlı da değildi. Osman Bey’in suluboya yapma usulünde de bu zamktan yararlanırdık. Bakkallardan aldığımız renk renk toprak toz boya, ayrı ayrı kaplarda su ve biraz erik zamkı katılarak iyice karıştırılır daha sonra gazoz şişesi kapaklarına veya daha büyük kaplara dökülürdü. Boya döküldüğü kapak veya kap içinde kuruduktan sonra resim yapmada kullanılırdı. Suluboya fırçası yapmak için ise tavuk, hindi veya kazların kanat tüylerinden yararlanırdık. Önce kanat tüyünün uç kısmında bulunan plastik boru gibi kısım kesilerek iki ucu açık 4 santim kadar bir boru haline getirilirdi. Çeşitli hayvanlardan kesip getirdiğimiz kıl demetleri (8 -10 santim boyunda) ortasından iple boğdurularak düğümlenir, düğüm yerinden ikiye katlandıktan sonra kanat teleğinden hazırladığımız borunun geniş kısmından sokulurdu. Kıl demeti önden çekilince arkada olan düğümlü kısım borunun ucuna kadar yaklaşırdı. Sonra arka kısımdan boru içine zamk damlatılarak kıl demeti dibinin boru içine yapışması sağlanırdı. Daha sonra arka tarafa ağaçtan bir sap takılır fırçanın kıl kısmı da uygun bir boyutta makasla kesilirdi. Bu şekilde bedava bir suluboya fırçasına sahip olmuş olurduk. Pul Koleksiyonculuğu Osman Bey iyi bir pul koleksiyoncusuydu. Zaman zaman sınıfa pul albümlerini getirerek bize gösterir, pul koleksiyonculuğu ile ilgili konuşmalar yapardı. Damgalı-damgasız pulların nasıl saklanması gerektiğini, pulun zarf üzerinden nasıl çıkarılacağı ve pul koleksiyonculuğunun diğer inceliklerini ondan öğrenmiştik. Okulda benim de içinde olduğum pek çok öğrenci pul koleksiyonculuğuna başlamıştı. Hatta PTT’nin yeni pul serisi çıkaracağı günleri takip eder, harçlıklarımızdan artırdığımız para ile postaneden seri pullar alırdık. Bir kısmımız bu alışkanlığını uzun süre devam ettirdi. Sonraları pul koleksiyonculuğundan vazgeçmiş olmakla birlikte pul albümümü hâlâ muhafaza etmekteyim. Resimde Renk Uyumu Hocamız ev ödevi olarak bazı konular verir ve ertesi haftaki dersinde yaptığımız resimleri değerlendirirdi. Bir defasında halı resmi yapıp getirmemizi istemişti. O zaman maddi yetersizlikten dolayı evlerde halı falan pek bulunmaz halı yerine kilim ve kıl keçisinin kılından yapılmış çul kullanılırdı. Bizim evde de halı yoktu. Aksilik yakınlarımızda bulunan komşuların da halısı yokmuş. Baktım olmayacak evde bulunan bir kilimin resmini yapmaya başladım. Kilim yolluk tarzında, enlemesine onar santim genişliğinde renk renk ipliklerle dokunmuştu. Herhangi bir deseni falan da yoktu. Kilimdeki renklerin aynısını ben de yaptığım resme işledim ve okula götürdüm. Hocamız içinde hiçbir halı ve kilim motifi bulunmayan resmimi çok beğenmiş ve sınıfa örnek olarak göstermişti. Resmin sadece çizimden ibaret olmadığını aynı zamanda bir renk uyumu olduğunu o zaman anlamıştım. Gelin Alayı ve Renklerin Armonisi Başka bir gün evlerimizde düğün resmi yapmamızı istemişti. Resimleri getirdik; tek tek hepsini inceledi ve içlerinden A. E. adlı bir arkadaşımıza ait resmi örnek olarak gösterdi. Arkadaşımızın yaptığı resimde gelin almaya giden kadınların yüzleri giydikleri çarşafla kapalı olduğundan çizilmemişti; erkek yüzleri ise belli belirsiz yapılmıştı. Esasen arkadaşımız çizimde zayıf olduğundan istese de insan yüzü çizmeyi beceremezdi. Ancak, yaptığı resimde İskilipli kadınların sadece gelin alma alaylarında giydiği ve adına “Bağdad bürgüsü” denen ipek çarşaflar; sarılı, allı, morlu, yeşilli renkleriyle öyle bir renk armonisi yaratmıştı ki resim hocasını bile hayran bırakmıştı. Memleketimizde “Bağdad bürgüsü” olan kadınlar hâlâ var mıdır bilinmez ama keşke renkli fotoğraf çekme tekniği o zaman olsaydı da o gelin alaylarının fotoğrafını çekebilseydik. İskilip’i Yazan Öğretmen Osman Yalçın öğretmenliği yanında güçlü bir yazardı. Bizim için daha da önemlisi İskilip’i yazmış olmasıdır. İlçemizde görev yaparken yazdığı bu yazılar zamanın en önemli edebiyat dergisi olan “Varlık “ ta “Bir Kasabadan Notlar” başlığı altında yayınlanıyordu. Şehrimizi bir yabancı gözüyle anlatan bu yazılar, yaklaşık altmış yıl öncesi yaşam tarzımızı, bazı geleneklerimizi ve şehrimizde yaşayan bazı karakteristik insan manzaralarını anlatması bakımından tarihî bir belge niteliğindedir. Hele o tarihlere kadar kasabamızla ilgili yazılanların yok denecek kadar az olduğu göz önüne alındığında hocamızın İskilip adına ne kadar faydalı işler yaptığı ortaya çıkar.   _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2014)_