Ne Olduğunu Bilmediğim Bir Umudum Var Hala !!!
NE OLDUĞUNU BİLMEDİĞİM BİR UMUDUM VAR HALA !!! Uzun zaman sonra okulların tatil olmaya yaklaşması , bayram ve törenlerin bitmesi ve amatör futbol sezonunun sona ermesi gibi nedenlerle boş vakit bulmaya başlayınca tekrar yazılarıma başlayıp sizin kafanızı ağrıtmaya karar verdim. Yazıma 2002 yılında kulübümüzün başından geçmiş bir olayı anlatmakla başlamak istedim.Bu yazının ilk bölümünde yer alan olayı dönemin İskilip Milli Eğitim Müdürü Sayın R.Nuri ALBAYRAK kaleme almış ve o dönemin yerel gazetelerinde yer almıştı. “ İSKİLİPTE CENTİLMENLİK ÖRNEKLERİ “ Büyük takımlar bu gençleri ve antrenörünü örnek alsınlar ve futbol sahalarında kardeşlik,dostluk gülleri açsın. 05.05.2002 Pazar günü İskilipgücü – Düvenci Belediyespor takımları arasındaki her iki takım için önemli , ancak İskilipgücü için çok daha önemli olan futbol maçı oynanıyor. Maç sırasında futbolun doğasından kaynaklanan faullü hareketler oluyor , her iki takım oyuncuları düşeni nazikçe kaldırıyor,faul yapan özür diliyor,faule maruz kalan olgunlukla karşılıyor ve maça devam ediyorlar. Maç devam ederken hakem Düvenci Belediyespor kalecisine kırmızı kart gösteriyor,kaptanları hakeme sertçe itiraz edince o da kırmızı kart görerek dışarı alınınca Düvenci takımının yöneticilerinden biri takımının sahadan çekmek istedi.İskilipgücü takımının çalıştırıcısı Nihat Armutcu araya giriyor , rakibin sahadan çekilecek olması çok işine yarayacak olmasına karşın , büyük uğraşlarla rakip takımın yönetici ve futbolcularını ikna ediyor ve maça devam ediliyor.Maç sonunda 2-2 lik beraberlik ve dostlukla maç tamamlanıyor.Dostluk ve kardeşlik kazanıyor.Seyirci her iki takımı da alkışlıyor.mutluluk veren bir tablo. İskilipgücü takımının çalıştırıcısı ve oyuncularının çoğunun öğretmen olması futbola centilmenlik adına çok güzel şeyler katıyor,öğretmenler arkadaşlarımla gurur duydum.Hakemle ilgili değerlendirme yapmayacağım,ancak hakemle yaşanan diyalogların oyuncuların bir biri ile olan iletişimlerine olumsuz yansımaması sevindirici ve taşra takımlarından alınması gereken güzel örnek diye düşünüyor,tüm amatör ruhla sporu birleştirerek güzellikler yaşatan sporculara başarılar diliyorum. Recep Nuri ALBAYRAK Milli Eğitim Müdürü Günler ne çabuk akıp gitmiş tam 7 yıl öncesi yaşanan bir olay.O gün rakip takımın sahadan çekilmesini istemememin en büyük nedeni bizim sahamızdaki son maçımızdı ve şampiyonluk için mutlak ama mutlak galip gelmemiz gerekiyordu.Ve olayların başlangıcı rakip takım biraz sert oynuyordu ve maç 1-1 di.Bu skorda bizim şampiyon olmamızı engelliyordu.Trübünden birkaç kendini bilmez rakip takım futbolcularına küfür edince kaleci başta olmak üzere hakeme sert itirazlarda bulunmuşlar ve iki kırmızı kart çıkmıştı.Rakip sahadan çekilince belki 3-0 kazanacaktık ama İskilipgücü’nü kuruş felsefesi olan küfür ve kavganın bitmesi yolundaki çabalarımız zarar görecekti.Ertesi gün Çorum gazetelerinde şöyle bir başlık atılacaktı. “ İskilipgücü taraftarlarının küfrüne cevap veren futbolculara kırmızı kart verilince Düvenci sahadan çekildi” Bu tip başlık ve yazılar ilçemizin imajına zarar verecekti.Maç yada şampiyonluk gitsin ama spor kazansın , ilçemizin adı zarar görsün istememiştim. Sonuçta maç 2-2 bitmişti ve maç sonu çok büyük hüzün yaşıyorduk.O arada Çorum’daki gazetecilerden bir telefon geldi ve aynı puanda olduğumuz rakibinde maçının berabere bittiğini ve şampiyon olduğumuzu söylemişlerdi ve havalar uçmuştuk ve birkaç öğretmen sevinçten ağlamıştık. O günlerde rakip takımın sahadan çekilmesini engellediğim kendi camiamdan bile tepki almıştım.Çünkü küfür eden taraftarlar ile tartışmış ve onları maçlarımıza gelmeme yönünde tavır sergilemiştim. Aradan yıllar geçti ve bu hafta 07 – 06 – 2009 Pazar günü 2.Amatör kümeden 1.Amatör kümeye çıkabilmek için son maçımıza çıkacaktık ve yine kazanmak zorundaydık ve yine rakibimiz Düvenci Belediyespor idi.Maç öncesi bize sürekli rakiplerimizin Düvenci’ ye bizi yenmeleri için teşvik _Kaynak: İskilip.com arşivi (2009)_
10 yanıt
Emeklerinizin karşılığını almak ve bunu görmek kadar mutlu verici bir durum yoktur sanırım!sporun asıl yüzünü İSKİLİP e gösterdiğiniz içinde şahsım adına teşekkür eder,saygılarımı sunarım.
Kazanmak için her yol mübahtır diye düşünenlerin yaptıkları yanlarına kar kalmıyor.Önce dostluk kazansın.Allah kimseyi doğru bildiği yoldan çıkartmasın.Ayrıca da başarınızı tebrik ediyorum
sevgili nihat bey sendeki bu umut bazen insanı çileden çıkarıyor ama insana direnç verdiğide bir gerçek eğitimde sık kullandığım bir söz var "Her yeni doğan çocuk Tanrı'nın insanlardan ümidini kesmediğinin bir kanıtıdır" diye bu sözü çok önemsiyor ve inanıyorum başarıların daim olsun sevgiyle kal sabri çiçekci
Önce bu güzel tevafukun hoş bir hikaye olduğu belirteyim. İyilik yap denize at, balık görmezse Halık(c.c.) görür. Sabri Hocam'ın yazdığı yorum da çok yerinde. Ancak orada kullandığı Tanrı kelimesini tasvip etmediğimi ve Sabri Hocamı bundan dolayı kınadığımı da belirtmek isterim. Sabri Hocamı ne kadar sevdiğimi ve saygı duyduğumu da herkesten çok kendisi bilir. Bundan dolayı bir kat daha üzüldüm. "Allah" lafzına karşı tanrıyı kullanmayı tercih edenleri her zaman şiddetle kınıyorum. Bu yorumu yaparken internette gördüğüm bir yazının da linkini vereyim. Faydalı olur kanaatindeyim. http://www.fussilet.com/allah-ile-tanri-kelimesi-arasindaki-fark-t8123.0.html
Anlaşılan o ki Sabri Hocam fazlaca alınmış. Elbette kendisinin Tanrı ve Allah kelimelerinin arasındaki farkı iyi bildiğine adım kadar eminim. Kaldı ki amacım, iman veya itikat sorgulaması yapmak değil, bu yöndeki hassasiyetlerini de iyi biliyorum. Dikkat çekmek istediğim Tanrı kelimesinin kullanılmış olması. Alıntı bir cümlede geçiyor olsa da oraya Alah lafzı yerleştirilebilir di. Sabri Hocamın yorumunda Tanrı kelimesini gören herkes, konunun detayını kendisi kadar bilmeyebilir. Zaten böyle önemsenmeye önemsenmeye bir sürü abuk sabuk kelime dilimize yerleşmemiş mi. Ben Sabri Hocamın düşüncelerimi yanlış değerlendirmesine ve gönül koymasına neden olduğum için kendisinden ve okuyanlardan özür diliyorum. Allah yerine Tanrı kelimesinin kullanılmış olmasına verdiğim tepki içinse asla özür dilemem.
sevgili “gazeteci” (özellikle isim yazmıyorum) Tanrı ile Allah kelimelerinin arasındaki anlam farklılığını ayırabilecek yaş bilgi iman ve itikada sahip olduğumu düşünüyorum kınanma hele de şiddetle kınanma bu kadar sevdiğiniz birisine karşı yakışmadı kınamadan açıklamada bulunsaydınız bilgilendirme yazısı olarak kabul ederdim şimdi bu yazınızı ayıplıyorum beni tanımayanlar yazınızdan sonra hakkımda ne düşünürler acaba kaldı ki burada kullandığım söz alıntı bir sözdür hâlâ da yanlış olduğunu düşünmüyorum esas itibarıyla bu kelime "gökyüzü" anlamına da geldiği için yaratıcıyı gökte farz ederek bazen göktanrı dedikleri de olmuştur. İslamı kabul ettikten sonra da Tanrı kelimesini kullanmaya devam ettiler. Bugün bile meselâ, "Tanrı misafiri" denir de, "Allah misafiri" denmez. Mehmed ¬kif bu ifadeyi "Demek almayacak Tanrı selâmını bile" mısraında kullanır. Türkçe olarak yazılmış eski dini kitaplara ve manzum eserlere baktığımızda Allah'tan bahsederken İlâh, Rab, Hüdâ, Yezdan gibi Arapça ve Farsça isimlerin Türkçe Tengri (Tanrı) karşılığında kullanıldığını görürüz. Mesela bir ahlak ve nasihat kitabı olan Yusuf Has Hacib'in kaleme aldığı Kutadgu Bilig'de Allah kelimesi geçmekle beraber, bazen "Tengri Teâlâ" olarak da geçer. Bununla birlikte "Tanrı" kelimesi "Allah" kavramını tam olarak karşılamaktan uzaktır. Çünkü tam yerini tutamaz. Günümüzde de, özellikle diğer batıl dinlerde kutsallık izafe edilerek çeşitli görevler yüklenen putlara Tanrı denirken, hiçbirisi için "Allah" lafzı kullanılmaz ve kullanılamaz. Dinler Tarihi araştırmacısı olan Hikmet Tanyu, "İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı" isimli kitabında, "Allah karşılığında Tanrı kelimesi kullanılabilir, fakat her Tanrı, Allah değildir" derken, farklı bir yoruma yer verir. Elmalılı Hamdi Yazır ise konuyu derinlemesine incelerken şu tespitlerde bulunur: "Tanrı ve Hüdâ isimleri "Allah" gibi özel bir isim değil, aksine ilâh, rab, mâbud gibi umumi bir isimdir. Arapça'da "ilâh"ın çoğuluna "âlihe", "rab"ın çoğuluna "erbâb", Farsça "Hüda" çoğuluna da "Hüdâyân" denilir ve dilimizde "Tanrılar, Mabudlar, ilahlar, rablar" denilir. Halbuki "Allahlar" denilmemiştir ve denemez. "Batıl mabudlara, "Tanrı" cins isim olarak verilir. Müşrikler birçok Tanrılara taparlardı. "Falanların Tanrıları şöyle, falanlarınki şöyledir, denilir. Demek ki "Tanrı" bir cins isim olarak "Allah" özel isminin eşanlamlısı değildir. Bu açıdan Allah ismi Tanrı adı ile tercüme olunamaz. Bunun içindir ki, Süleyman Efendi Mevlidine "Allah adıyla" başlamış "Tanrı adı" dememiştir." (Hak Dini Kur'an Dili, 1:24) Tanrı olsa olsa "İlah" karşılığıdır. Bunun için Süleyman Çelebi Mevlid'inde, "Birdir Allah, andan artık Tanrı yok." diyerek "Tanrı" kelimesini ilah karşılığında kullanırken, Hasan Basri Çantay, "Lâ ilâhe illallah" cümlesini "Allah'dan başka Tanrı yoktur" şeklinde tercüme ederek aynı şekilde Tanrı kelimesini İlah karşılığında kullanmıştır. Asıl itibariyle Tanrı kelimesi üzerinde yoğunlaşan tartışma, biraz da zorla Türkçe okutulduğu dönemde Ezan'daki Allah kelimesinin Tanrı olarak değiştirilmesinden kaynaklanıyor. Selam ve sevgilerimle Sabri çiçekci
Allah = Arapça Rab = Farsça Tenri (Tanrı) = Türkçe kökenli kelimedir. "Zaten böyle önemsenmeye önemsenmeye bir sürü abuk sabuk kelime dilimize yerleşmemiş mi." bu cümlenin sonu kötü üstteki bilgileri bilmiyorsanız. Saygılar...
Rabbim akıl fikir versin! Yazarada yorum yazanlarada. Amin.
yazı için tebrikler.kelimelere takılanlara da selam olsun.gazeteci bu sözüm de sana şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. sen sen ol, kelimelere fazla takılma. aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. âşık dilsiz olur.
beni başkan yaptınız. borcunuz bitti. umutlar gerçek oldu. bindiniz sırtıma. bir senedir yazı bile yazmıyon. borç bitti çoruma kaçtın. kulübün sitesi kapanacak herhalde. orda bırda geziyon esssahtan bi şey yapıyomuşun gibi. neyse kerata severim seni yine. hocalığının zararı yok. bi de oynamasan. lan hoca bu arada yazına baktım da şöyle ilk defa. ayet meali falan. iyi maşaallah