İçeriğe atla
← Meydan'a dön

Lale, Ebu Suud ve Osmanlı

İ
İskilip.com Arşivi20 Nisan 2011

“Memleketimin yeşil gövdesi üzerinde yükselen muhteşem bir Türk Lalesi misali açılıp tüm dünyaya güzelliklerini göstermesine vesile olan sevgili Hughette EYÜBOĞLU’NA ithaf olunur…” Lale, Ebu Suud ve Osmanlı Güneşli bir mayıs sabahı. Yağmur yeni çiselemiş. Etraf mis gibi toprak kokuyor. Ahşap konağın geniş bahçesinde bahçıvanlar bir araya toplanmış meraklı gözlerle küçük yeşilliğin ortasındaki kırmızı-beyaz bir çiçeğe bakıyor. Az ötede bahçe kapısının önünde konağın kara kalfası heyecanla koşturuyor. “Efendimin çiçeği açmış. Haber salın! Çağırın!”. Bir süre sonra konağın kapısında bembeyaz sarıklı, bembeyaz sakallı nur yüzlü bir ihtiyar görünüyor. Güler yüzüyle selamlıyor etraftakileri, mutluluktan gözlerinin içi gülüyor. Bahçıvanların yanına gelip aralarından geçiyor. Ve o anda açılmasını günlerdir merakla beklediği biricik çiçeğini görüveriyor. “İlahi çiçek.” diyor. “Ne güzel de açılmışsın. Göğe doğru kıvrılan ince belinin üzerinde yapraklarını ne ince bir zarafetle havaya kaldırmışsın. Allanın varlığının ne güzel bir delilisin. Sanki göğe kaldırdığın kollarınla Allah bir (La İlahe İllallah) diyorsun. Öyleyse ilahi çiçek olsun senin adın, Lale olsun. Ve dünya durdukça İnsanlığa İslam’ı ve onun bayraktarı olan Osmanlıları hatırlat…” Merhabalar efendim. Dizi yazımızın bu bölümünde penceremizi Osmanlı Tarihi’ne açıyor ve 17. yüzyıl İstanbul’una uzanıyoruz. Burada buluyoruz hemşerimiz Ebu Suud Efendi’ yi. Ebu Suud Efendi ki Sahn ve Süleymaniye medreselerinin en kıymetli müderrisi, Ebu Suud Efendi ki Osmanlı’nın en şaşalı devri olan Kanuni Sultan Süleyman devrinin Şeyh-ül İslam’ı. Sadece din konusunda değil dış politika dâhil birçok alanda padişahın en önemli danışmanlarından birisi. Ebu Suud Efendi ki sadece kendi değil çocukları, torunları da Osmanlı’ya ve ilme hizmet etmiş önemli bir bilim adamı. Diyeceksiniz ki “bunları zaten hepimiz çok iyi biliyoruz. Be adam sen Ebu Suud’ u kime anlatoyorsun?”. Haklısınız, hepiniz Şeyh-ül İslam Ebu-Suud efendiyi çok iyi tanıyorsunuz. Ancak acaba onun için söyleneceklerin hepsi bu kadar mıdır? Ebu Suud hakkında her şey bu güne değin söylenmiş ve yazılmış mıdır? Yoksa, yaşamış en meşhur İskilip’li olan bu büyük insan hakkında unutulmuş bir şeyler kalmış mıdır?.. Kalmıştır sevgili dostlar hem de bu unutulmuş öykü sadece bizim değil tüm insanlığın Ebu Suud’ a hürmet duymasını sağlayacak önemlidir. Hepimizin bildiği tüm bilimsel meziyetleri ve önemli vazifelerinin yanı sıra Ebu Suud Efendi tüm İskilipliler gibi toprağa ve bitkilere çok meraklıdır. Osmanlı ordularının gittiği her yerden kendisine yeni bitkiler gelmekte, oda bu bitkileri İstanbul’daki konağının bahçesinde yetiştirmeye çalışmaktadır. Kendisi de sık gezmekte ve gittiği yerlerde gördüğü nadide çiçekleri, bitkileri toplamaktadır. İşte böyle bir gezide kökündeki bir soğanla çoğalan, ince yeşil gövdesi üzerinde kan rengi çiçek açan bir bitkiye rastlar. Hemen soğanlarından tedarik eder ve İstanbul’a getirir. Hazret bu çiçeği o kadar çok sever ki, çevresindeki eş-dost’a paşalara, yüksek memurlara Osmanlı’nın engin ülkesinde yaptıkları gezilerde benzer çiçeklere rastlarlarsa muhakkak kendisine ulaştırmalarını rica eder. Bir zaman sonra eline Kuzey Karadeniz dağlarından-Girit’e Kafkaslardan-Yemen’e dek geniş bir coğrafyadan lale soğanları ulaşır. Bu soğanları bahçesinde ayırttığı özel bir alan diktirir ve çiçeklerini takip eder. İlk yıl ayrı renklerde ve boylarda açar çiçekler. Tıpkı getirenlerin tarif ettikleri gibi… İkinci yıla gelindiğinde ise çok şaşırtıcı bir şey oluverir. İlk yıl görülmeyen renklerde ve boylarda lalelerde boy gösterir bahçede… Düşününce bulur bu işin sırrını; farklı renklerdeki ve boylardaki çiçekler birbirlerini döllemiş ve öncekilerden çok farklı renklerde daha uzun boylu ve sivri yapraklı yeni çiçekler meydana gelmiştir. Yani laleler çaprazlanmıştır. Ebu Suud Efendi ince boyunları üzerinde Allah’a niyaz eder gibi yapraklarını göğe açan bu çiçekleri çok beğenir ve onlara Lale adını verir. Sonraki yıllarda bahçesindeki laleler yine birbirlerini dölleyerek değişir ve çeşitlenir, daha uzun boylu ve sivri yapraklı ve iki, üç renkli çiçekler oluşur. Lale çiçeği o kadar asil hale gelir ki hazret bu çiçeği izlemekten kendini alamaz ve sonunda l _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2011)_

2 yanıt

S
scicekci· eski üye21 Nisan 2011

Sevgili Salih Hocam; Lale ve Ebu Suud Efendi ile ilgili belge niteliğinde ki yazınız yine eksik bir yönümüzü tamamlıyor ne kadar teşekkür etsem kafi gelmeyeceğini biliyorum Bende şunu eklemek istiyorum İstanbul'da yayımlanan Ateş Çiçeği Lale isimli kitap ve CD de Ebu Suud efendinin geliştirdiği lale cinsleriyle ilgili notta Ebu Suud efendiden dünyada bitki genleriyle oynayan ilk insan diye bahsedilir Saygılarımla S. Çiçekci

S
singul· eski üye22 Nisan 2011

Salih Hocam kalemine sağlık...İskilipte Laleler bu sene kararsız ilkbahardan epeyce solgun. Buna yapacak bir şey yok tabiki. Sabah okul bahçesinde koparılmış bir lale gördüğüm gibi öğleden sonrada Belediye önünde bahçede bir kenarda gözüme ilişti. O güzelim renkli çiçek yapraklarını döktüğünde bile üzerindeki ilahi matemetiğin estetiğin izlerini taşıyorken şimdi ayaklar altında olmasına anlam veremiyorum. "La ilahe İllallah" demenin ayaklar altında olması cahillik öteye değil. Selam ve sevgilerimle.