İçeriğe atla
← Meydan'a dön

İskilipte Ramazan

İ
İskilip.com Arşivi9 Temmuz 2013

İSKİLİP’TE RAMAZAN Mübarek ramazan ayının içindeyiz. Bugünlerde içimiz daha ferah, insanlarımız birbirine daha dost, komşularımız birbirine daha yakın… Kılınan teravih namazları ile gönüllerimiz aydınlanırken, camilerimiz ışıl ışıl yanan minareleri ve bazılarında takılı olan mahyalarıyla gecelerimizi aydınlatıyor ve şehirlerimize ayrı bir renk katıyor. “Mahya ramazan, bayram ve kandil gecelerinde camilerde, iki minare arasına gerilen ipler üzerine elektrik ampulleriyle (eskiden yağ kandilleriyle) yazılan yazı veya çizilen şekil” demektir. Bu mahyalarda Ramazan ayının fazileti ile ilgili yazılar olur, ya da “HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN” gibi cümleler yazılırdı. Burada geçen şehr kelimesi Arapça “ay” anlamında olup “şehr-İ ramazan “ “Ramazan ayı” anlamındadır. Bir İskilipli olarak şehrimizde yaşanan ramazan günlerinin kendisine has bir güzelliği, insana huşû veren kendisine özgü bir havası olduğu kanaatindeyim… Eminim ki pek çok İskilipli hemşehrimiz ve İskilip’te uzun süre kalmış yabancılar benimle aynı kanıdadır. Hele çocukluk günlerimin geçtiği bundan altmış yıl önceki ramazanları hatırladıkça bu düşüncem daha da güçlenmektedir. ÇOCUKLAR VE RAMAZAN İlkokul öğrencisi olduğumuz yıllarda Ramazan ayları şimdiki gibi yaz sıcaklarının en şiddetli olduğu günlere rastlardı. O zaman İskilip’te henüz elektrik şebekesi bulunmuyordu. Dolayısıyla elektrikle çalışan hiçbir ev eşyası, bu arada buzdolabı falan da yoktu. Evlerimizdeki içme suyu ihtiyacını da tatlı su (kaynak suyu) akan mahalle çeşmelerimizden sağlardık. Çeşmeden yeni gelmiş de olsa veya evde güğümlerde, testilerde bekletilmiş de olsa bu sular soğuk olmadığından akşama kadar kavurucu sıcakta oruç tutmuş olan büyüklerimizi ferahlatmazdı. Biz küçüklerin işi testilere doldurduğumuz kaliteli suları nare çalınırken kara su akan çeşmelere(1) götürerek onun oluğunda soğutmak ve top patlamasına yakın eve götürmekti. Akşam iftar yemeğinde bu sular içilir ve böylece bütün gün bunaltıcı sıcakta oruç tutan yürekler biraz ferahlardı. Biz çocuklarda bu hizmetimizden dolayı takdir edilir birer aferin alırdık. İlkokul çağında olmamıza rağmen bizim de bazen tam gün oruç tuttuğumuz olur ve bunun bedelini orucumuzu büyüklerimize para ile satmak suretiyle alırdık! Ama genelde adına tekne orucu dediğimiz yarım günlük orucu tutardık. Nedense o orucu para verip satın alan olmazdı… NARE İskilip’e özgü geleneklerimizden biri de ramazan ayı boyunca her gün İskilip Kalesi’nde nare çalınmasıdır. Nare ile birlikte ev hanımları akşam içilecek çorbanın tenceresini ateşin üzerine kor, sabahleyin fırına keşkek götürenler keşkeklerini almak için fırının yolunu tutardı. Nare kelimesi nakkareden gelmektedir. Zurnaya eşlik eden bir çeşit küçük davulun adı olup birbirine yapışık olan ikilileri de bulunurdu; bunlara çifte nakkare denirdi. Nakkareler daha çok uyarı ve işaret vermek amacıyla kullanılırdı. Nakkare çalma işi halk arasında nare çalma olarak söylenmektedir ve Osmanlıdan buyana İskilip’te bir ramazan geleneği olarak devam etmektedir. Bizi diğer şehirlerden farklı kılan bu güzel geleneğimizi mutlaka devam ettirmeliyiz. KEŞKEK VE KEŞKEK FIRINLARI Keşkek ramazan adıyla özdeşmiş, sanki onun bir parçasıymış gibi olan geleneksel yemek çeşitlerimizdendir. Ramazan ayı içinde hemen hemen her evde mutlaka bu yemek yenir. Öyle ki şehrimizde ramazan boyunca her akşam keşkek yiyen pek çok aile mevcuttur. Keşkeği evlerimizde pişirmek mümkün olsa da makbul olanı fırında pişenidir. Öylesi hem daha lezzetli olur hem de ev hanımlarının zamanını almaması bakımından en çok tercih edilenidir. Zaten ramazanda fırına keşkek sürmek dedelerimizden bize kalan bir kültür mirası olup bu alışkanlığımız bugüne kadar devam ede gelmiştir. Mutlaka bundan sonra da devam edecektir. Günümüzde çarşı civarında özellikle ramazan günleri keşkek pişirmek için özel olarak yapılmış fırınlar varsa da eskiden böyle fırınlar yoktu; bunun yerine mahalle fırınları bulunurdu. Mahalle fırınları mahalle halkına hizmet eden ancak o mahallede oturan bir ailenin sahip olduğu özel fırınlardı. Özellikle fırın sahibi olan ailenin hanımı ve kızları bu işle uğraşırdı. Şimdiki fırınlar gibi keşkek pişirmek için çömlek bırakanlardan para alınmazdı. Onun yerine sabah fırına keşkek çömleği bırakılırken birkaç parça odun götürülürdü. Fırın sahipleri bu odunlarla fırını yakar artanı ile de aile bütçelerine katkı sağlarlardı. Akşam nare çalındıktan sonra fırına gidilir, fırın kapağının açılması beklenirdi. Daha sonrada çömleğini alan evinin yolunu tutardı. Keşkek ve keşkek fırınla _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2013)_

Henüz yanıt yok — ilk yazan sen ol