Fizikçi
Şehrimiz Osmanlılar zamanından beri ilme değer veren ve tahsilli insanlar yetiştiren bir belde olarak bilinir. Başta Şeyhülislam Ebussuut Efendi olmak üzere Osmanlı Devlet İdaresinin yüksek makamlarında görev almış pek çok İskilipli devlet adamı mevcuttur. Evliya Çelebi meşhur “Seyahatname” sinde İskilip’i “İlim ve hilm madeni” olarak vasıflandırır. Bizim İlkokul ve Ortaokul öğrenciliğimiz sıralarında okulumuz Türkiye’de iyi eğitim veren bir eğitim kurumu olarak ünlüydü. İskilip’te Lise ve meslek okulları açıldıktan sonra da bu ününü devam ettirmiştir. Son yıllarda şehrimizde verilen eğitimde bir düşme yaşandığı Çorum İlçeleri arasında onikinci sıraya kadar düştüğü yazılır-çizilir oldu. Eğitimde görülen bu düşüşten her İskilipli gibi bizde üzüntü duymaktayız. Biz bu yazımızda Ortaokul öğrenciliğimiz sırasındaki eğitim durumumuzu özetlemek ve bizlerin yetişmesinde büyük emeği olan çok değerli hocalarımızdan Fizik öğretmenimiz “İsmail İnal Bey’i” kısa da olsa tanıtmak istedik. O tarihlerde İskilip şehir merkezinin nüfusu on veya onbirbin civarındaydı. Sakarya, Azmimillî ve Misakımillî olmak üzere sadece üç tane ilkokul ve bir tane ortaokul vardı. Lise ve meslek okulları henüz açılmamıştı. Köylerimizde de çok az sayıda okul vardı. Köy olsun şehir olsun okullarımızda sıkı bir eğitim veriliyordu. Öğrenci velileri çocuklarını okula yazdırırken öğretmenlere “Eti senin kemiği benim” diyerek verirdi. Velilerden gerekli destek ve yetkiyi alan öğretmenler de eğitimin vazgeçilmez prensiplerinden mükâfat ve cezayı gerektiğinde uygulayarak eğitimi sürdürürlerdi. Okullarda dersler tam olarak öğrenilmeden sınıf geçilmezdi. İlkokulu bile beş yıl yerine altı-yedi yılda bitiren arkadaşlarımız olduğunu hatırlıyorum. İlkokuldan sonra da pek çok öğrenci, ailesi tarafından çıraklığa verilir veya babasının iş yerinde çalışırdı. Genellikle ilkokulda başarılı olanlar ortaokula gönderilirdi. İskilip Ortaokulu’nda okuduğumuz yıllarda fen dersi öğretmenimiz İsmail İnal Bey idi. Kendi branşı dışında eğer gerek varsa başka derslerimize de girerdi. Yabancı dil hocamızın olmadığı zaman Fransızca derslerimize bile girdiği olmuştur. Öğrenciler arasında kendisinden bahsedilirken adı hiç söylenmez sadece fizikçi denirdi. Bugün dahi onun öğrencisi olan arkadaşlarımız kendisinden bahsederken “fizikçi” olarak söz ederler. Okulun en kıdemli öğretmeniydi. Yıllar önce babamın da öğretmenliğini yapmıştı. Derste yaramazlık yaptığımda beni kulağımdan çekerek cezalandırırken “Ben senin babanı da okuttum “ diyerek babamın da öğretmeni olduğunu sık sık hatırlatırdı. İsmail Bey’in dersleri çok neşeli geçerdi. Onun öğrencilerin dikkatini toplamak ve konuya ilgiyi çekmek için yaptığı hareketleri çocuk aklımızla komik bulur ve yüzünü yazı tahtasına döndüğü zaman taklidini yaparak gülüşürdük. O ise bildiğinden şaşmaz biraz da haddinden fazla hoşgörülü davranarak hareketlerimizi görmemezlikten gelirdi. Bazen de hoşgörünün sınırı biter o zaman kulağımız çekilir ve hocanın bir iki tokadı suratımızda patlardı. Dayağını da yesek, dersinden zayıf da alsak fizikçimize asla kızmaz ve küsmezdik. Güleç yüzü, babacan tavırları ve engin hoşgörüsü ile öğrencilerinin sevgisini kazanmıştı. Diğer öğretmenlerimizi de severdik ama onun yeri daha başkaydı. Geçen yıl aynı dönemlerde İskilip ortaokulunda okumuş olan Kemal Beşikçi ile konuşurken ortaokul öğretmenlerinden en çok kimi sevdiğini sormuştum. Kemal Beşikçi hiç düşünmeden “fizikçiyi” cevabını vermişti. Onun ders esnasında yaptığı ilginç deneyler ve hareketlerden bazıları aradan altmış yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ hafızalarımızda canlı olarak durmaktadır. Eski okul arkadaşlarımızla bir araya geldiğimiz zaman ortaokul anılarımızın temel konusu bu anılardır. Bu anılardan bazılarını sizlerle paylaşalım. Yivlik Kayasından Düşen Taş Derse ilgiyi çekmek için mutlaka bir yol bulurdu. Bir gün galiba iş ve enerji ile ilgili bir konuyu işliyorduk. Parmağı ile pencereden Yivlik Kayası’nı göstererek: “Kayanın üstünde bir taş var; bu taş yuvarlanarak aşağı düşse bir iş yapmış olur. Bu işi yaparken de bir enerji harcar. Peki bu enerjiyi nasıl almıştır?” diye sorar; sonrada “O enerjiyi oraya çıkarken almıştır.” Diyerek sorusunun cevabını kendisi verirdi. Eğer konu Yivlik Kayası gösterilmeden işlenseydi, şimdi ne dersi, ne hocayı; hiçbir şeyi hatırlamazdık. Anlatılan konu da, ta o zaman bir kulağımızdan girer ötekinden çıkardı. Çuval Taşıyan Hamal Yine aynı konu işlenirken sırtına çuval yükler gibi bir hareket yapar kapı ile pencere arasında “ıııhhh, ıııhhh” diye sesler çıkararak yürürdü. Yaptığı bu hamal taklidi ile dikkatlerimiz onun üzerinde toplanırdı. Bizim sinsi sinsi gülüşlerimize aldırmaz, daha sonra iş ve enerji konusuna girerdi. _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2014)_
2 yanıt
Harikasınız Mürsel Bey ellerinize sağlık, Allah razı olsun. S. Çiçekci
İltifatlarınız için teşekkür ediyorum.Şehrimiz için biraz faydalı oluyorsam ne mutlu bana.Saygılarımla.