İçeriğe atla
← Meydan'a dön

Çakmak Dede

İ
İskilip.com Arşivi2 Mart 2015

Çakmak Dede İskilip topraklarında yetişmiş en büyük tarikat büyüklerinden biri olan Şeyh Muslihiddin Attar şehrimizde “Çakmak Dede” olarak bilinir. Mezarı Bahabey Mahallesi’nde, Müftülük binasının arka tarafında bulunmaktadır. Şeyh Muslihiddin ile ilgili en geniş bilgiye Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde rastlamaktayız. Evliya Çelebi Şeyh Muslihiddin Attar’ı şöyle anlatır: “İlim ve hikmet hazinesi, hilm ve ismette tek, sır küpü (Şeyh Muslihiddin Attar): Bu aziz Akşemseddin Hazretlerinin halifelerindendir. (Şeyh Şamlı Hamza) Karahisar Sahib’de gömülü. (Şeyh Abdurrahman Mısrî), (Şeyh İbrahim Tennurî) işte bu dört halife Akşemseddin’in mübarek izinleriyle halvete girip ilkin İbrahim Tennurî seccade sahibi olmuştur. Sonra bu İskilipli Muslihiddin tarik öncüsü oldu, sonra Şamlı Hamza ondan Mısırlı Abdürrahim irşada nail olmuşlardır. Bu şeyh İskilipli Muslihiddin kırkbin müride malik, kutupluğa ayak basmış âlimlerdendir. Hâlâ bu İskilip şehri içinde gömülü olup herkes ziyaret eder.”(1) Akşemseddin Beypazarı’nda iken onun önce müridi, daha sonra da halifesi olan bu dört büyük şeyhden İbrahim Tennurî aynı zamanda İskilipli Şeyh Muhiddin Yavsî’yi yetiştiren kişi olup kabri Kayseri’ dedir. Hoca Sadeddin Efendi’nin Tacü’t Tevarih adlı eserinde ise kısaca: “Şeyh Muslihüddin. Attar oğlu sanıyla tanınmıştır. Ak Şemseddin’in halifelerinden olup İskilip’te gömülüdür.” Bilgisine yer verilmiştir. (2) Şeyh Muslihiddin ve attarlık Şeyh Muslihiddin’in lakabı pek çok yayında “Attar” olarak geçer. Tacü’t Tevarih’ de ise: “Attar oğlu sanıyla tanınmıştır.” denilmektedir. Lakabından da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Muslihiddin dinî çalışmaları yanında “attarlık” mesleği ile de uğraşmaktadır. Burada attar olarak geçen kelime ile günümüzde kullanılan aktar kelimesi arasında hiçbir anlam farkı yoktur. “Attar (Aktar): Baharat, ot, kök, ev ilaçları, iğne, iplik, tütün, kâğıt gibi ufak tefek şeyler satan kimse” demektir. Attarlar sadece bu maddeleri satmakla kalmaz, şifa veren bitkiler aracılığıyle insanların rahatsızlıklarını gidererek bir çeşit pratik hekimlik de yaparlardı. Öyle anlaşılıyor ki Şeyh Muslihiddin de şifa veren bitkilerden yararlanarak halkın tedavisiyle ilgilenmiş ve bu yüzden kendisine “Attar” lakabı verilmiştir. Şeyh Muslihiddin’in feyz aldığı kişi olan Akşemseddin, derin dinî bilgisi yanında zamanın en iyi tıp bilginlerinden biri olarak da tanınmaktaydı. Bu bilgisini halifelerinden esirgemediği, onlara dinî bilgiler yanında bildiği tıp ilmini de öğreterek insanları tedavi etmelerine vesile olduğu anlaşılıyor. Aksemseddin’in halifelerinden İbrahim Tennuri de kendisine başvuran hastaları tedavi ediyordu. Kabızlığı “tandır” yöntemi ile tedavi etmeyi ilk uygulayan kişi odur. Tacü’t Tevarih’de bu olay şöyle anlatılmaktadır: “Şeyh Akşemseddin’in sağlığında, Kayseri’de halkı aydınlatmakla görevli iken, ağır bir kabızlığa uğramıştı. Çaresini bulamayınca Şeyh’e gidip tedavi ettirmek için yola çıkmıştı. O sıra Karamanoğlu kargaşasının Anadolu’yu sardığı günler olmakla Şeyh’in bulunduğu yere yani, İskilip yakınlarındaki Evlek köyüne gitmek için Tokat yolundan dolaşmak zorunda kalmıştı. Yolda iken düşünde Şeyh’i gördü. Tandır üzerine oturup kendisini terletmesini işaret etti. Uyanınca öyle edip iyice terledi. Bunun üzerine kabızlığı geçerek mülayim hale geldi. Şeyh’le buluşunca düşünü ve sonucunu anlattı. Şeyh de bu tedavi yöntemini onayladı. Ondan sonra müridlerinden kim kabız olursa bu yolla tedavi ederdi.”(3) Şeyh İbrahim’e Tennurî denilmesinin sebebi kabız illetine tutulan kişileri tandır yöntemiyle tedavi etmesinden kaynaklanmaktadır. Çakmak Dede Şeyh Muslihiddin günümüz İskilip’inde “Çakmak Dede” olarak bilinmektedir. Şeyh’e bu lakabın ne zaman ve niçin verildiği konusunda herhangi bir bilgimiz yoktur. Eğer bu lakap şeyhin hayatta olduğu yıllarda verilmiş olsaydı muhakkak ki tarihî kayıtlarda rastlanırdı. Şeyhin yaşadığı tarihten yaklaşık yüz yıl kadar sonra İskilip’e gelmiş olan Evliya Çelebi, “Seyahatnamesi” nde yukarıdaki alıntıda görüleceği gibi Şeyh Muslihittin Attar’dan bahsetmekte ancak Çakmak Dede’den söz etmemektedir. Bu da zaviyeye bu ismin sonradan verildiğinin delilidir. Belki de bu isim çok daha sonraları o makama oturan adını bilmediğimiz bir şahsa aittir. Böyle durumlar tekke ve zaviyelerde zaman zaman olabilmekte zaviyenin adı daha sonra orada hizmet veren meşhur bir âlimden dolayı isim değiştirerek o kişinin adı veya unvanıyla anılabilmektedir. Buna örnek olarak İstanbul’daki Sivasîler Tekkesi’ni gösterebiliriz. Sultan II. Bayezid’in Şeyh Muhiddin Yavsî için İstanbul Eyüp’de yaptırdığı bu dergâh daha sonra Sivasîler tekkesi olarak adlandırılmıştır. Şeyh Muslihiddin Attar’a İskilip’te neden Çakmak Dede dendiğini şimdilik bilmiyoruz. Ancak İskilipli din âlimleri ile bu mekânda uzun süre görev yapmış olan ”Tavukçu Hoca” nın öğrencileri arasında konuyu merak ederek araştıran ve birtakım bilgilere ulaşanların olabileceğini tahmin etmekteyiz. Eğer konu ile ilgili bilgisi olan varsa bu bilgi saklanmasın. Ya kendileri yayınlasın, ya da bize göndersin biz yayınlayalım. Memleketimize hizmet etmiş değerli kişilerin bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarmak hemşehrilik görevimizdir. Notlar: (1) Evliya Çelebi Seyahatn _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2015)_

Henüz yanıt yok — ilk yazan sen ol