Çağıl Tepesi
ÇAĞIL TEPESİ VE ÇAĞIL SUYU Çağıl Tepesi Çağıl, şehrimizi çevreleyen tepelerden en yükseğidir. Şehre uzaklığı üç kilometre kadardır. Şehir tarafından bakınca koni şeklindeki görünümü ile dikkati çeker. Tepe bu ilginç görünümü ile yıllarca önce şehrimize gelen yabancı gezginlerin dikkatini çekmiş olmalı ki yaptıkları İskilip gravürüne Çağıl Tepesi’ni de işlemişlerdir. Esasen; Çağıl Tepesi, Yivlik Kayası ve İskilip Kalesi; üçü birden, tarihî şehrimizin arkasında görüntülendiği zaman muhteşem bir İskilip silueti ortaya çıkar ki yöremize gelen her ressam tuvaline; fotoğraftan anlayan her insan fotoğraf karesinin çerçevesine bu manzarayı oturtmak ister. Çağıl Tepesi, üzerinde fazla toprak barındırmayan dik ve kayalık bir yapıya sahiptir. Bu yüzden yamaçlarında ağaç türü bitki bulunmaz. Sadece seyrek bir şekilde maki cinsi kısa boylu bitkilerle değişik ot cinsleri yetişir. Dip kısımları ise her türlü ağaç ve bitki çeşidinin yetiştiği bol yeşilliğe sahiptir. Tepenin kayalık olan yapısı yaz sıcakları ve kış soğuklarında parçalanmaya uygun bir bünyeye sahip olduğundan, oluşumundan bu yana geçen milyonlarca yıl içerisinde tepe eteklerinde genişliği ve yüksekliği tahmini olarak 30-40 metreyi aşan değişik büyüklükte taş yığınları oluşmuştur. Büyük bir ihtimalle tepenin adı bu çakıl taşı yığınlarından yani “çakıl” kelimesinden gelmektedir. Çağıl, tepesinin ilginç görünümü, eteklerinde çıkan buz gibi sular ve çevresinin doğal güzelliği ile yazarlara da ilham vermiştir. Ethem İzzet Benice konusu 1915’ lerin İskilip’inde geçen “Yakılacak Kitap”adlı ünlü romanında roman kahramanı Vicdan’ın ağzından Çağıl ve civarını şöyle anlatmaktadır: “Dün kaymakam bey, telgraf müdürü Hüsnü Bey, muhasebeci Lütfullah Bey, bütün aileler hep beraber ‘Çağıl’ tepesine gittik de vallahi İstanbulda birçok züppelerin. --İsviçre.. İsviçre.. Deyip durduğuna şaşıp kaldım. Buraların iptidailikten, bakımsızlıktan, medenî gerilikten başka İsviçreden ne noksanı var? Yoksa aldıran, soran, bakan yok.” Gözlerimizi Avrupaya çevirdiğimiz kadar biraz İstanbulun gerisine Anadoluya da çevirip baksak: Türkiye yaşanacak yer değil.. Canım Avrupa.. Demekten çekinir, Türkiyenin her köşesini de bir Avrupa şehri yapamadığımız için kendi kendimizden utanırız. Burada noksan olan ne? Su mu, tabiat güzelliği mi, hava mı, insan mı, hangisi? Tabiî hepimiz tıklım tıklım olup İstanbulda kapanıp kalırsak hiçbir şey de yapamayız. Hiçbir şey de olmaz! Sade şu “Çağıl” tepesinden Kızılırmağın üzerinde göğün derinliğine akan güneşin gurubunu seyretmek, değeri ölçülmez bir zevk. Yer kızıl, gök kızıl, nehir kızıl, güneş kızıl. Yerden göğe, gökten yere fışkıran sarı, mavi, beyaz, pembe, eflâtun karışık bu kızıl alev sütunları arasında güneş mağrur ve nazenin bir şark güzeli gibi süzülüp bulutların içinde kaynıyor. Sonra, o enfes kiraz bahçeleri ne eşsiz? Tepenin eteklerinden “İvlik” e kadar uzanıp giden, ucu bucağı bellisiz bir koruluk. Ağaç diplerinden berrak, aynadan farksız, buz gibi, hayata hayat katan sular fışkırıyor. İnsan avuç avuç içmekle susuzluğuna kanmıyor. Tepenin ortalama yerinde de büyük bir memba var. Yazın en kaynar, güneşin her tarafı cayır cayır kavurduğu sıralarda bile bu su, soğukluğunu muhafaza ediyor. İnsan bir saniye parmağını sokup tutamaz. Tadı da lezzetlinin lezzetlisi. Burada kiraz okka ile satılmıyor. “Çağıl” a çıkan aileler kalabalıklarına göre bir ağaç, yahut da iki ağaç kiraz satın alıyorlar. Büyük bir ağacın üzerindeki bütün kirazlar beş kuruşa. Yiyebildiğini ye, taşıyabildiğini götür, yiyemediğini götüremediğini de ağacın üzerinde bırak. Biz, iki ağacın meyvesini satın aldık. Hüsnü bey yüz para da bir çocuğa verdi, kirazları toplattı. Toplanan kirazlar suyun içine atılıyor. Suyun içinde buz tutmuş, soğuktan yarılmış, şekerden farksız, iri mor Çağıl kirazını yemek de öyle nefis ki.. İnsan yedikçe yiyeceği geliyor. Fakat çok sağlam bir mide, doymak bilmez bir göz lâzım.” Çağıl Suyu Tepenin alt kısmındaki düzlük alanda İskilip Belediyesi tarafından yapılmış bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin bulunduğu bölümün denizden yüksekliği 900 metre civarındadır. 2 Eylül 2011 günü saat 12.00 de yanımızda götürdüğümüz maksimumlu-minimumlu termometre ile suyu ölçmüş ve 9 derece olduğunu görmüştük. Kaynağı üstündeki çakıl taşlarının büyük bir kısmının alınmasıyla suda eskiye göre biraz ısınma olmakla birlikte su öylesine soğuktu ki beraber olduğumuz gruptan hiçbirimiz elini yarım dakika bile suyun altında tutamamıştı. Kendi ölçümlerimize göre sertlik derecesi de 5 idi. Yüksekliği bin metreyi bile bulmayan bir alanda bu derece soğuk bir su kaynağının bulunması olağan dışı bir durumdur. Türkiye’nin pek çok yerini gezmiş biri olarak söylüyorum ne Toros Dağları’nın geçitlerinde, ne de Karadeniz’in yaylalarında böylesine soğuk bir suyla karşılaşmadım. Denizden yüksekliği 1850 metre olan Ordu İli’nin Çambaşı Yaylası’nda bile böylesine soğuk bir su yoktu. Çağıl Suyu Neden Bu Derece Soğuktur? Çağıl suyunun soğuk olmasının sebebi su kaynağının derinliği ve genişliği 30-40 metreyi aşan çakıl taşlarının altında bulun _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2014)_