İçeriğe atla
← Meydan'a dön

Bir Zamanlar İskilip Ortaokulu

İ
İskilip.com Arşivi9 Ağustos 2013

BİR ZAMANLAR İSKİLİP ORTAOKULU VE ÖĞRETMENİMİZ HATİCE ALPAY Bundan altmış yıl kadar önceydi. İskilip Ortaokulu öğrencisiydim. Şehrimiz, içme suyu şebekesine yeni kavuşmuştu. Yine o yıllarda elektrik nedir bilmeyen kasabamız, Gülbaba Mezarlığının dibinde kurulan santraldan sokaklara ve evlere döşenen elektrik hatlarıyla, gaz lambalarından kurtulmuş ve elektrik ampulüne geçmişti. Elektriğin gelmesiyle pek çok ev aleti de evlerimize girmeye başladı. Medeniyetin çok gerisinde kalan şehrimiz yeni yeni çağın teknolojisiyle tanışıyordu. İşte böylesine geri kalmış bir ilçede bir ortaokul vardı ki yepyeni betonarme binası içinde, tam ve seçkin bir öğretmen kadrosu ile Türkiye çapında takdir edilen bir eğitim veriyordu. Aynı yıllarda Çorum İlçelerinin hiçbirinde böylesine bir öğretim kadrosu yoktu. Onların temel dersleri bile vekil öğretmenler tarafından doldurulurken okulumuzda matematik, fizik ve tarih coğrafya gibi ana dersler yanında yabancı dil, beden eğitimi, müzik ve resim gibi derslerimize bile asil öğretmenler girerdi. Bu da dolayısıyla eğitimin kalitesini artırmakta ve İskilip Ortaokulu mezunları gittikleri okullarda parmakla gösterilmekteydi. Çok iyi hatırlıyorum; okulumuz mezunu olup da girdikleri meslek okulu sınavını kazanamayan yok gibiydi. O yıllarda pek çok arkadaşımız askerî okulları, öğretmen okullarını, sağlık okullarını ve tapu kadastro okulunu kazanmış pek çok arkadaşımız da liseye gitmemesine rağmen meslek okulundan sonra sınavlarını kazanarak yüksek öğretime devam etme başarısını göstermiş ve orayı da başarı ile tamamlayarak diplomalarını almışlardır. Bunlar içinde benim yakından tanıdığım ve Ortaokuldan sınıf arkadaşım olan “Yaşar Sünnetçi” ve “Nuri Şanlı” da bulunmaktaydı. Her ikisi de Tapu Kadastro Meslek Lisesi’nden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Bölümü bitirerek harita mühendisi olmuşlardı. Bilmediğim kim bilir daha ne kadar çok mühendis ve üniversite mezunu arkadaşımız vardır. Liseye devam edenler de genellikle İstanbul Kabataş Lisesi’ni tercih ediyorlardı. Türkiye’nin en seçkin liselerinden biri olan bu lisede de İskilipli öğrenciler başarılarını devam ettirmişlerdir. Mahalle arkadaşım Erhan Yazgan ile bir gün aile ortamında sohbet ederken hanımına ve ailesinin diğer mensuplarına dönerek: “Erhan ilkokulda da ortaokulda da her yıl iftihara geçerdi” dediğim zaman, Erhan: “ Biliyor musun Mürsel, ben Kabataş Lisesi’nde de iftihara geçerdim.” demişti. Lise mezunu olduktan sonra üniversiteye devam ederek yüksek tahsilini tamamlayanlar yanında üniversitede kalarak kariyer sahibi olan ve profesörlüğe kadar yükselen çok sayıda arkadaşımız mevcuttur. Bunlardan pek çoğu şimdi emekli oldu. İşte İskilip Ortaokulu o zaman böylesine başarılı öğrenciler yetiştiren seçkin bir okuldu. İskilip Ortaokulu’nun başarılarındaki en büyük pay şüphesiz ki öğrenciler kadar öğretmenlerine ve idarecilerine de aittir. Okul idarecileri gece-gündüz öğrencilerini takip ederdi. Onların kahve köşelerinde vakit geçirmesini ve sigara alışkanlığı gibi kötü alışkanlıklar edinmesini önlemek için zaman zaman kahvehaneler kontrol edilir, okulda da sık sık yoklama yapılarak öğrenci cepleri aranırdı. Hatice Hocanım işte bu değerli öğretim kadrosunun önemli isimlerinden biriydi. Tarih, coğrafya ve müzik derslerimize girerdi. Ders saatleri dışında ücretsiz olarak açtığı müzik kursunda pek çok arkadaşımız mandolin çalmayı öğrenmiş ve müzik bilgilerini geliştirmişlerdir. Bunların için de Vural Vuruşkan gibi sonradan müzik öğretmeni olan bile çıkmıştır. Şimdi seksen yaşın üstünde olan Hatice Hocanım, o zaman göğsü millî duygularla dolu, idealist ve genç bir Cumhuriyet öğretmeniydi. İlkokuldan itibaren bize verilen vatan-millet ve bayrak sevgisini ortaokulda o pekiştirdi. İstiklâl Marşı’mızı hatasız okumayı bize o öğretti. Öğretmiş olduğu “Vatan Marşı” ile vatanseverliği, “Adımız Andımızdır” marşıyla Türklüğümüzle gurur duymayı, “Gençlik Marşı ve Onuncu yıl Marşı “ ile Cumhuriyetimizi sevmeyi yine ondan öğrendik. Hatice Hocanım şimdi İstanbul’da yaşıyor. Ziyaretine giden arkadaşlarımız onun İskilipli öğrencilerinin hiçbirini unutmadığını, aradan en az altmış yıl geçmesine rağmen onlara tek tek isimleriyle hitap ettiğini söylüyorlar. O bizi unutmamış, ya biz? Biz onu unutabilir miyiz? İskilip’le ilgili hatıralarını anlatırken gözleri nemlenen, İskilip’i ve altmış yıl önceki öğrencilerinin isimlerini bile unutmayan bu eli öpülesi öğretmenimiz, bu Millî Eğitimimizin duayeni, bu İstanbul hanımefendisi nasıl unutulabilir ki? _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2013)_

Henüz yanıt yok — ilk yazan sen ol