Aşçı Mori ve Ramazan Hikayeleri
AŞÇI MORİ VE RAMAZAN HİKÂYELERİ Memleketimizde Aşçı Mori lakabıyla tanınan Nuri Altıntaş hayatını aşçılık yaparak kazanan bir hemşehrimizdi. Mesleği her ne kadar aşçılık ise de asıl ününü Ramazan geceleri kahvehanelerde anlattığı fıkralar ve hikâyelerle yapmıştır. Kendisini hikâye anlatırken dinlemek nasip olmadı; ancak zannediyorum 1972’li yıllarda yani bundan yuvarlak hesap kırk yıl kadar önce, o zaman Çarşı Camisi yanında bulunan İskilip İlçe Halk Kütüphanesi’nde kütüphane müdürü Metin Kalyoncu’nun yardımıyla kendisi ile görüşmüş ve anlattığı fıkraların ve hikâyelerin bir kısmını teyp kasetine almıştım. Kaset halen sapasağlam olarak arşivimdedir. Mori’nin anlattığı hikâyeler şahsına ve yöremize özgü olmayıp -kendisinin de bize açıkladığı gibi- bazı kitaplardan alıntı olduğundan ve müstehcenlik içerdiğinden o zaman tamamını kaydetmeğe gerek görmemiştik Şehrimizin değerli yazarlarından Mustafa Yolcu’nun Abdulhaluk Çay ile yaptığı bir röportajdan Aşçı Mori ile ilgili bazı önemli bilgileri öğrenmiş bulunuyoruz. Sözü edilen röportajda Abdulhaluk Çay: “İskilipli Aşçı Mori vardı. Aşçı Mori 31 Mart hadisesinin olduğu zamanda İstanbul’da askermiş. Bunların birliği 31 Mart ayaklanmasına destek vermemiş. Abdulhamit’in hallinden sonra birliklerini Makedonya’ya sürmüşler. Aşçı Mori Makedonya lokantalarında, oranın yemeklerinin yapılmasını öğrenmiş. İskilip’e döndükten sonra lokantada orada öğrendiği yemekleri yapmış. Ramazanda Demirciler Çarşısı’ndaki Hüsnü’nün kahvesinde; 30 gün boyu iftardan sahura kadar hikâye, masal, fıkra anlatırdı. Ben de bazı akşamları oraya gider, onu dinlerdim. Aşçı Mori’nin anlattıklarının banda alınmasını çok istedim. Ama bu gerçekleşmedi.” Demektedir. Benim fikrime göre, Aşçı Mori sadece aşçılığı değil, edebiyatımızda “ meddahlık” denilen hikâye anlatma sanatını da Rumeli’de öğrenmiş olmalıdır. Esasen mori kelimesi İç Anadolu’da bilinmeyen Trakya’da ve Balkanlarda yaygın olarak kullanılan bir kelimedir. Meddah Meddahlar halk arasında anlatılan veya kitaplardan okuyarak öğrendikleri masal ve hikâyeleri, hikâyedeki karakterlerin şive ve mimiklerini taklit ederek anlatırlardı. Meddahlar olayları anlatırken seyircilerin kendisini daha iyi görebilmesi için yüksekçe bir yere otururdu. Bir eline mendil diğerine bir değnek alır; mendili anlattığı karakteri canlandırırken değişik kılık ve şekillere girmek için kullanır. Değnekten de seyirciyi susturmak için veya yerine göre at, tüfek süpürge gibi eşyaların canlandırmakta yararlanırdı. Şehrimizin tanınmış tüccarlarından ve ortaokuldan sınıf arkadaşım olan Mustafa İşler küçüklüğünde Aşçı Mori’nin hikâyelerini zevkle dinleyenlerden biridir. Geçen yaz kendi işyerinde sohbet ederken olayı şöyle anlatmıştı: “Çorum Caddesinde Puruşuğun Kahvesi olarak tanınmış bir kahve vardı. Ramazan geceleri Aşçı Mori teravih namazından sonra kahveye gelir orada hikâyeler anlatırdı. Kahvenin her taraftan görülecek bir köşesine bir masa, masanın üstüne de bir sandalye konurdu. Aşçı Mori bir elinde peşkir, bir elinde baston masa üstüne konan sandalyenin üzerinde otururdu. Bastonu masaya tok tok vurarak halkı susturur, sonra hikâyesini anlatmaya başlardı. Her gece kahvehane tıklım tıklım dolar, oturacak sandalye bulmakta sıkıntı çekilirdi.” Demişti. Mustafa İşler’den dinlediklerimizle, zamanında hikâyeleri dinleme şansını yakalamış diğer kişilerden duyduklarımız, hikâyelerin anlatılış şeklinin tam bir “MEDDAH” tarzı olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Aşçı Mori’ye İskilip’in bilinen tek ve son meddahıdır hükmünü rahatlıkla verebiliriz. İster meddahlar tarafından, ister halktan kişiler tarafından anlatılsın; halk edebiyatımızda masal anlatımına başlarken mutlaka bir tekerleme söylenirdi. Bu giriş bölümünden sonra masal anlatan kişi asıl konuyu girerdi. Tekerleme bölümü yörenin coğrafi yapısına ve mahalli konuşma tarzına uygun olurdu. Biz Aşçı Mori’nin bizzat ağzından duyarak derlediğimiz, yöremize has bir tekerlemeyi – bazı müstehcen bölümleri atlayarak- İskilip basın tarihinde ilk defa ve İskilip ağzıyla yayınlıyoruz. Aşçı Mori’nin Masal Anlatmaya Başlarken Söylediği Tekerlemeler Hak dost, kerim dost; abdallar giyer bir post. Gale garnım olsa, gale gapısı ağzım olsa, Osmancuk koprüsü gaşuğum olsa, Gızılırmag ayranım olsa, maiyetinde olsa Yivlik Gayası gibi bir somun, yareni safa; ne söylüyceg hikâyeci Mustafa. Goy çuvala, daya duvara; önün yara, arhan hıyara demiş. Furun önüne uğur olsam iki eliminen gavrasam, çalhamıya doğrasam. Maiyetinde olsa yine bi somun. Gazım gelü gaça gaça, ganadını saça saça, sekseniki gazan kelle paça maiyetinde olsa yine bi somun. Gazımın eti agca, eti kemüğünden pekçe, üç gün oldu gaynaturum, ne gaşuk godug ne de kebce. Bişüremedük vesselam. Hemen dutdum pirenin beyini, gıçına vurdum dağını, aldım üçyüz ogga yağını, ahbablarımızla helva basıb yimemiz vardur. Duddum pirenin birisini, gırdım ölüsünü dirisini, çadır gurdum derisini, leşini de Gayseriye basturmaluk için bahşiş çekmem vardur. Pire gelü patır kütür, bilmem atdur, bilmem _İskilip.com arşivi — köşe yazısı_ _Kaynak: İskilip.com arşivi (2014)_
1 yanıt
İskilip'e ait hayatlardan çok güzel bir kesit. Yayınlanması gereken kitaba bir sahife daha eklenmiş. Benzeri hikayeleri mahallelerde evlerde de kış boyu anlatanlar varmış. Bir hikayeye başlandığında geceler boyu sürer hihakenin devamını merakla bekleyen dinleyiciler ertesi akşamın gelmesini sabırsızlıkla beklerlermiş. Tabi burada kahvehaneye değilde eve misafir gidilmesi misafir ağırlama hikaye anlatılan eve bir mahalle insanının gitmesi yönüylede düşünüldüğünde konuya başka bir boyut daha kazandırmaktadır. Çok teşekkür ederim Mürsel Bey bende yazılarınızı merakla takip ediyorum. Saygılarımla. S. Çiçekci